Dünyalar Savaşı

·
Okunma
·
Beğeni
·
14,7bin
Gösterim
Adı:
Dünyalar Savaşı
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611055
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The War of The Worlds
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
İnsan öyle kibirlidir ve bu kibri yüzünden öyle körleşmiştir ki hiçbir yazar, insanınkine benzer dünyevi bir aklın veya ondan daha zeki bir yaşam formunun var olabileceğini on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar öngörememişti. Dahası, Dünya'nın yüzeysel olarak yaklaşık dörtte birinden meydana gelen ve Güneş'ten daha uzak olan Mars'ın, hem Dünya'dan daha yaşlı olduğu hem de sadece zamanın başlangıcına uzak değil, aynı zamanda zamanın sonuna yakın olduğu gerçeği de göz ardı edilmişti. Dünya, Marslıların istilasına uğrar. Devasa boyutlarda metalik bir örümceği andıran yapıları ve yaydıkları ölümcül Isı Işını karşısında Dünyalıların hiçbir şansı yoktur. Dünya tarihinin en önemli savaşı başlar ve insanlığın sonu hızla yaklaşır. Bilimkurgunun Shakespeare'i olarak anılan H. G. Wells'in ilk defa 1898 yılında yayımlanan Dünyalar Savaşı adlı bu kitabı, çağının ilk ve en iyi bilimkurgu yapıtları arasındaki yerini yıllardır korumaktadır
247 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
247 syf.
·4 günde·Beğendi
Yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. İlk kitabıyla kıyaslarsam aynı tadı aldım diyebilirim. Kitapta beni en çok etkileyen olay yazıldığı dönem olmasıdır. Kitap 1800 lerin sonunda yazılmıştır. O tarihi dikkate alarak okuduğumuz yazarın kurgusu bana göre muhteşem diyebilirim.
Kitap İngiltereye yapılan marslı istilasına anlatıyor. İstila sebebiyle oluşan kargaşa ve kaos ortamı bence çok güzel vurgularla anlatılmış.
Özellikle marslıları anlattığı bir bölüm varki sanki marslılar gerçekten senelerdir dünyaya gidip geliyorlar da adam gözlemleyerek anlatmış dedim.
Bu kitap üzerine Atatürk Nutuk eserinde muhteşem bir yorum getirmiştir. Onuda alta bırakarak keyifli okumalar diliyorum.


“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”
228 syf.
Anahtar Kelimeler: Herbert George Wells, Dünyaların Savaşı, Bilim-Kurgu, Klasik.

Herbert George Wells, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplarda bilimsel kitaplarından yararlandığı aydınlardan biri. Ayrıca Nutuk’ta adı geçen tek yabancı aydın. Bu özelliğinin yanı sıra Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgu edebiyatının kurucularından. Wells’in 1898’de War of the Worlds romanı bir dönem “Merihliler Yeryüzünde” adıyla Türkçe’ye çevrilir. Günümüzde “Dünyaların Savaşı” olarak isimlendirilen roman genel ifadeyle Marslıların Dünya’ya gelerek burada insanlara yaşattığı yıkımı konu alır.

Mars gezegeni üzerine birisi günümüzde ( #27316286 ) diğeri iki yüz yıl önce ( incelemeye konu olan) yazılmış iki bilim-kurgu romanını üst üste okuyunca ortaya kendiliğinden bir soru çıkıyor. Mars ile ilgili geçmişte yapılan bazı bilimsel gözlemler Mars’ta hareket eden canlıların olduğunu söylüyor. Geçmişin teknolojisi düşünüldüğünde bilim insanlarının görmek istediklerini gördükleri söylenebilir.

Öte yandan günümüzdeki bilimsel çalışmalar ise Mars’ta canlı izine rastlanmadığını ancak bir dönem nehir ve göl gibi su kaynaklarının varlığını ve zamanla bunların yok olduğunu tespit etti. Acaba günümüzün teknolojisi Mars’ı gözlemlemek için geç kalmış olabilir mi? Teknoloji gelişene kadar Mars’ın evrimini tamamladığı ve gezegende yaşamın son bulduğu düşünülebilir mi? Dünyadaki su kaynaklarının giderek azalmaya, toprakların verimsizleşmeye, atmosferdeki dengelerin bozulmaya başladığı göz önüne alınırsa, Dünya’nın da uzunca bir zaman sonra evrimini tamamladığında Mars gibi çorak, -60 derece sıcaklıkta ve oksijensiz bir gezegene dönüşeceği söylenebilir mi? Özetle, insanlık Dünya’da yaşamın başındayken Mars yaşamın sonuna gelmiş demek için kanıt bulunabilir mi? Hem burada “yaşam” ve “canlı” nedir? Bildiğimiz anlamda “yaşam” ve “canlı” mı? Peki Dünya’mız dışında bilmediğimiz anlamda bir “yaşam” ve “canlı” var olmuş olabilir mi?

Wells’in romanında insanın bilmediği anlamda bir yaşam ve canlılar var Mars’ta. Dünya’yı ele geçirmeye gelen Marslılar insan medeniyetinden daha gelişmiş üstelik. Wells kitabın hemen giriş cümlesinde Marslılar için “insanoğlundan daha akıllı, yine de onun kadar ölümlü varlıklar” derken hem bu gelişmişliği vurguluyor hem de kurgunun devamında dünyaların bu savaşında insanların pek de çaresiz olmadıklarının ipucunu veriyor. Burada okur, insanlığın Marslılarla mücadelede zorlanacağı, kayıplar vereceği ancak yine de Marslıları yeneceği anlamına ulaşabilir. Eğer bunu yaparsa kurgunun devamı için akışı takip etmekten başka yapacak bir şeyi kalmıyor.

Roman, dünyayı kendinden ibaret sanan emperyal İngiliz zihniyetinin ürünü olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki, Marslılar Dünya üzerinde işgal için yalnızca İngiltere’yi seçiyor. İlk başlarda bu seçim sosyalizmi benimseyen yazarın kendi sömürgeci ulusuna ders vermek istediğini düşündürse de ilerleyen bölümlerde yazarın -belki de bilinç dışının yazara oynadığı oyunla- İngiltere ve insanlığı özdeşleştirdiği söylemleri kuvvetlendikçe bu pek masum durmuyor. Öyle ki, söylemlerin uzandığı nokta şu: “İngiltere insanlıktır. İngiltere düşerse Dünya düşer ve İngilizleri ancak doğaüstü güçler yenebilir.” Wells böyle düşünebilir. Çünkü ne Birinci Dünya Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı oldu o dönemde.

Marslıların tasviri de özellikle dikkat edilmesi gereken bir yan. Mekanik ahtapotlara benzeyen araçlarının içinde dünyayı yakıp yıkan Marslılar, yuvarlak vücutlu, tuhaf gözleri olan, insan kanıyla beslenen ve yalnızca zeka yetisi olan fantastik yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Asıl önemli olan daha ilk andan itibaren henüz bir savaş başlamadan Marslıların düşman olarak tanıtılması. Bir diğer bilim-kurgu yazarı Arthur Clarke’ın ön sözde belirttiği gibi “her yabancı düşmandır” bakışı dünyalar arasında olması ihtimal olan münasebetin düşmanlık olacağı gibi de bir kanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wells’in kurgusu gezegenler arası tanışma için hiç de olumlu bir başlangıç değil.

Wells’in romanının izleksel açıdan hayli güçlü olduğu bölümler de var. Efendisi olduğu dünyada diğer canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen insan, kendisinden daha güçlü olan Marslıların dünyasında birer kafes böceğine dönüşüyor. Öte yandan Marslılar karşısında bu kadar aciz kalan insanlığı kurtaransa insan nazarında pek de bir önemi olmayan bakteriler. Bakterilerin gelişmiş Marslıları öldürmesi, önemli olanın gücü elde bulundurmak olmadığına işaret ediyor.

İnsanlığın Marslılar karşısındaki aczini sembolize eden karakter olarak bir papazın seçilmesi de ilginç. Papaz, bütün bu olayların dünyada acı çeken insanlara göz yumduğu için insanlığa Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğunu ifade ederken en sonunda da deliriyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi dinin öğretilerine uymayan insan cezalandırılır. İkincisi din ve din adamları dahi Marslılar karşısında aciz.

Eser birincisi on yedi, ikincisi on bölümden oluşan iki kitaptan oluşuyor. Bir başka ifadeyle alt bölümlere ayrılmış iki ana bölümden: Marslıların Gelişi ve Marslıların Kontrolündeki Dünya. Eserin bölümlere ayrılması ve dilinin basitliği okumayı kolaylaştırıyor. Bir bilim-kurgu romanının aksine Wells’in romanında bilimsel terim kullanımı çok az. Bu, romanın yazıldığı dönemdeki bilimin seviyesine bağlanabilmekle birlikte Marslılardan her anlamda geri olan insanlığın bilinmeyen bir durumu tarif edememesinin normal olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Öyle ya Marslılar insanlara daha önce hiç görmedikleri makineler ve eylemlere geliyor. Fikri ya da maddesi olmayanın adı da olmaz. Zaten Wells de bunu vurgulamak istercesine bu bilinmeyen nesneleri “şey” olarak dillendiriyor. Burada Wells’in insanlığın Marslılar konusundaki cehaletini okura verebilmek adına çok yerinde bir hamle yaptığının hakkını vermek gerek. Az sayıda olan bilimsel terimler de o nesnenin fiziki görünüşlerine bakılarak yapılan betimlemelerden ibaret. Örneğin, insanları yakıp kavuran ışık için “ısı ışını”, Marslıların dünyaya ayak bastığı silindir şeklindeki araçları için de “silindir” kelimelerinin kullanılması gibi.


Bugünün bilim birikimiyle bakıldığında romandaki bazı bilimsel alt yapının zayıf olması –yer çekimi, atmosfer ve basınç farkı vs.- kitabın iki yüz yıl önce yazılmasıyla açıklansa da bazı teknik kusurlara kılıf bulunamıyor. Örneğin ben anlatıcı kullanılmış olmasına rağmen ben anlatıcıyla aynı zamanda aynı mekânda bulunmayan bir başka karakterin tanrısal anlatıcı yeteneklerinin kullanılarak ben anlatıcı tarafından sunulması. Ben anlatıcı şahit olmadığı olayları nasıl bu kadar detaylı ve eş zamanlı anlatabiliyor?

Bir diğer teknik eksiklik de dramın yeteri kadar sağlanamaması. Kitabın uzunca bir bölümü –özellikle ilk ana bölüm- onlarca aksiyonun betimlenmesiyle geçiyor. Bu noktada tamamen bir hareketlilik var. Dahası yazar bu olaylar içindeki her bir nesneyi uzun uzun betimliyor. İngiltere’nin kenar şehirlerinden Londra’ya kadar uzanan bir işgal var ve yazar bu işgalin her bir zerresini uzun uzun anlatıyor.

Romanın dramatik unsurlar ve felsefi söylem bakımından ancak son üç dört bölümde güçlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla okurun kaz gelmesi için birçok tavuğu feda etmesi gerekiyor. Bu çıkarımları yazarın okura bıraktığı düşünülebilir. Ancak bir edebi eserde aksiyonun belli bir dozda kalması ve asgari bir dram ve felsefenin de bulunması gerekir. Aksiyon açısından göreceli olarak doyurucu olan romanın son bölümlerindeyse dram ve felsefe fazlasıyla var. Wells’in, bütün dram ve felsefeyi sona sakladığı söylenebilir. Yine de Wells’in dramı ve felsefi söylemi önemseyen okur kesiminin beklentisini ne kadar doyurduğu tartışmaya açık.

Kurgu içerisinde yazarın mekânı olayların akışına göre şekillendirdiği görülüyor. Marslıların insanları katlettiği anlarda hava kapanır, karanlık çöker. Marslıların yenildiği anlarda ise hava aydınlanır ve güneş doğar. Dolayısıyla Wells, gerilimin tırmanışına göre labirent mekanları da açık mekanları da yerinde kullanıyor.

Özetle Dünyaların Savaşı, ilklerden olması bakımından bilim-kurgu edebiyatı için önemli bir eser. Teknik açıdan kusurlar barındıran eserin izlek bakımından altı çizilmesi gereken bölümleri olduğu kadar yine izlek bakımından üstü çizilmesi gereken bölümleri de var. Dili, hem bilimsel terimlerin azlığı hem de sade kullanılışıyla okuru zorlamıyor. Okurun işini kolaylaştıran bir başka etken de kitabın bölümlere ayrılmış olması. Kusurlarının bazıları iki yüz yıl önce yazılmış olmasına bağlanabilecek kitap, birtakım olumsuz izleğe karşın insanlığa Dünya’daki konumunu hatırlatmakta ve insanların bu gezegendeki diğer canlıları yok sayan keyfi uygulamalarına eleştiriler getirmekte.
288 syf.
·3 günde
Kitap, Mars'lıların dünyayı işgalini ve onlara karşı verilen mücadeleyi anlatıyor.Günümüz teknolojisini kitapta bulamayınca hayal kırıklığına uğramayın. Kitabın eski tarihli olduğunu bilerek okursanız daha iyi olur.Yazar, günümüzden çok eski bir tarihte, uzaylılar hakkında gerçekçi tahminler yürütmüştür.Okuduğum en iyi bilim kurgu kitabıydı. Yazarın bu yıkımı birebir yaşamış gibi anlatmasına hayran kaldım. Kesinlikle ölmeden önce okunması gereken bir kitap.
247 syf.
·8/10 puan
Kitap yayınlandığı zamana göre o kadar sıradışı ki bugün okurken yıllardır yazılan çizilen çekilen bilimkurgu eserlerin neredeyse tamamına kaynaklık ettiğini görebiliyorsunuz. Resmen uzaylılar hakkındaki tüm bilimkurgu materyalleri bu kitapta ilk defa temellendirilmiş. Bu açıdan hayranlık duyulacak bir eser.
264 syf.
·6/10 puan
Biraz ağır ilerliyor, sıkılıyorsunuz bazen, hadi artık diyorsunuz ama merakta ediyorsunuz. Filmini bildiğim için bana durağan gibi geliyor. Filminden önce okuyun kesinlikle.
247 syf.
Marslı istilası olarak bildiğimiz tek şey sömürgeciliğin, savaşın, politikanın bir oyunudur. Yazar uzaylı istilasını bununla özdeştirmiştir. Batı, yıllarca dünya-uzaylı savaş teorisini önümüze sürerek kendi planlarını insanlığa anlatmaktadır.
247 syf.
·10 günde·7/10 puan
H. G. Wells'ten okuduğum ilk kitaptı. Yazarı adı Nutuk'ta geçtiği için hep merak ediyordum, kitabını okumak anca nasip oldu.
Kitabın ilk kısmı bana pek akıcı gelmedi açıkçası, belki de hep ara vererek ve uzun sürede okumak zorunda kaldığım içindir. Sanki hep bir durumu anlatıyor gibiydi. "Marslılar şöyle şöyle yapıyor, insanlar böyle kaçıyor" gibi özetleyebilirim kabaca. Ama ikinci kısım bana epey ilginç geldi. Marslılar için yaptığı tasvirler oldukça ayrıntılı ve hoştu. Kafanızda çok net beliriyor yazarın anlattığı şey. Özellikle yazıldığı zaman için düşününce yazarın çok iyi bir hayalgücü olduğunu görebiliyorsunuz. Sanki bir bilim kurgu kitabı değil de gerçekten yaşanmış bir olayı okuyor gibi hissettim ben.
Kitabın sonuna gelirsek, benim hiç beklemediğim bir şekilde bitti kitap. Klişe bir şekilde bitmemesi beni memnun etti. Yeni nesil bilim kurgu kitapları genellikle benzer şekilde bitiyor bence.
Sonuç olarak kitabı okumanızı tavsiye ederim
248 syf.
·21 günde·Beğendi·6/10 puan
Günlerce elimde süründü. Ara verdim başka kitap okudum tekrar başladım. Aslında betimlemeler güzel dili de akıcı ancak bazı başlarda çok oyalayıcı sanırım bu sebeple uzun sürdü son 100 sayfa çok hızlı geçti
264 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Korona ile evde sıkışan bizler ve Marslılar yüzünden saklanacak yer arayan İngilizler. Hadi biraz bilimkurguyla dünyayı yorumlayalım.
.
.
Celâl Üster kitabın önsözünde şöyle bir noktaya değiniyordu: "Emperyalizmin dünya devletleri kısa bir süre sonra amansız bir kapışmaya tutuşacaklar, uygarlığın onca gelişmesine karşın birbirlerini boğazlayacaklar, dünyayı Marslılar değil büyük devletlerin orduları istila edecekti." Bilimkurgunun öncü yazarlarından olan H.G.Wells, Dünyalar savaşı' nda insanlar ile Marslılar arasında geçen çatışmayı edebi boyutuyla çok iyi yansıtırken, arka planda ise insan soyunun emperyal bakış açısına yerinde bir eleştirel bakış sunuyor. Okurken göze çarpan konulara değinirsek; Marslıların ilk andan itibaren düşman olarak algılanması, şişman olarak tasvir edilen makinelerin sanayi toplumunun sömürgeci insanlarını, çıkardıkları ışık ve dumanların sanayiyi anımsatması ve tüm bunların o dönemin en gelişmiş sanayi toplumu olan İngiltere de yaşanıp, Marslıların burayı terketmemesi bizi de Celâl Üster ile aynı bakış açısına yönlendirir. Peki doğa ana bu mücadeleyi kaybedecek kadar güçsüz mü! Tabi ki değil çünkü mücadele etmeye kalktıkça kaybetmeye doğru bir adım daha yaklaşan hep biz oluyoruz.
"Peki, bu Dünyalarda hayat varsa oralarda kimler yaşıyor?
... Dünya'nın Efendileri biz miyiz, yoksa onlar mı?
Ve her şey nasıl olur da insan için yaratılmış olabilir?"
Görünebilen bir ışığın yerine, görünmez bir ısı vardır. Kolayca tutuşabilir maddeler ateşe atıldığında alevlere değmesiyle beraber su gibi iletken hale gelir, demiri yumuşatır, camı kırıp ve eğer suya düşerse hemen patlayıp buharlaşır.
H. G. Wells
Sayfa 36 - İndigo
Güneş yavaşça soğuyup Dünya'yı yaşanmaz hale getirince ki bu er ya da geç gerçekleşecek, Dünya üzerindeki hayatımız tehlikeye girecek. İşte bu yüzden başka gezenlere gitmek zorunda kalacak olan bizler de kardeş gezegenimizi sıkıntıya sokabiliriz.
H. G. Wells
Sayfa 242 - İndigo

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dünyalar Savaşı
Baskı tarihi:
2019
Sayfa sayısı:
244
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057611055
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The War of The Worlds
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İndigo Kitap
İnsan öyle kibirlidir ve bu kibri yüzünden öyle körleşmiştir ki hiçbir yazar, insanınkine benzer dünyevi bir aklın veya ondan daha zeki bir yaşam formunun var olabileceğini on dokuzuncu yüzyılın sonuna kadar öngörememişti. Dahası, Dünya'nın yüzeysel olarak yaklaşık dörtte birinden meydana gelen ve Güneş'ten daha uzak olan Mars'ın, hem Dünya'dan daha yaşlı olduğu hem de sadece zamanın başlangıcına uzak değil, aynı zamanda zamanın sonuna yakın olduğu gerçeği de göz ardı edilmişti. Dünya, Marslıların istilasına uğrar. Devasa boyutlarda metalik bir örümceği andıran yapıları ve yaydıkları ölümcül Isı Işını karşısında Dünyalıların hiçbir şansı yoktur. Dünya tarihinin en önemli savaşı başlar ve insanlığın sonu hızla yaklaşır. Bilimkurgunun Shakespeare'i olarak anılan H. G. Wells'in ilk defa 1898 yılında yayımlanan Dünyalar Savaşı adlı bu kitabı, çağının ilk ve en iyi bilimkurgu yapıtları arasındaki yerini yıllardır korumaktadır

Kitabı okuyanlar 1.627 okur

  • Özge Erszr
  • Kübra
  • Atilla Eskiocak
  • Esra Acar
  • Elif
  • Büşra Nur Yıldız ツ
  • suicidewithdazai
  • Nurdan Demir
  • Havva oguz
  • Eylül Atok

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (5)
9
%1 (6)
8
%1.9 (12)
7
%1.9 (12)
6
%1.3 (8)
5
%0.5 (3)
4
%0
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları