Proust’ta zamanın apaçık öneminin nedeni de sadece şudur: Bir yandan dağılmaya ve kurumaya, bir yandansa mutlu anların geri dönüş ve özdeşliğine karşılık gelen bu Proust zamanı, eser ile edebiyat arasındaki özsel mesafenin -ki, bence, edebiyat dilinin derin varlığını oluşturur- içsel, tematik, dramatikleştirilmiş, anlatılmış, öyküleş-tirilmiş yansıtımından ibarettir.
Cinselliği götürebileceğin en uç noktalara taşıdığında, tahmin edebileceğinden daha anarşist ve daha güçlü bir şeyle karşılaşırsın. Tarih boyunca sürekli kurallarla düzenlenmesinin sebebi de budur. İnsanların cinselliğin niçin bastırıldığını anladıklarını sanmıyorum. Ben, denklemi bir bakıma tersine çevirerek, toplumların, cinselliği tarih boyunca hatırı sayılır derecede bastırmasının altında, insanların, cinselliğin kontrolden çıkabileceği ve tamamen yıkıcı olabileceğini anlamalarının yattığını söylüyorum.