«Grew başını İsmet'in başına pek yaklaştırdı. İsmet birden korktu. Kafasını geriye çekip arkaya eğdi, duruyor. Grew ona bir şeyler söylüyor. Müşavir de bana «İsmet Paşa'ya söyle! Grew sağırdır çekilmesin. Kulağına eğilip, söylesin» diyor.»
«Beni bir gülmedir aldı. İçimden «Hangisine söyleyelim? İkisi de sağır» dedim.»
«Nutuk'unda sayfa 428'de «Lozan'da ne olursa olsun barışın yapılacağından emindim. vs.» diyor.»
«Bu adam dâimâ ve her şeyde peygâmber ve evliyâ gibi her şeyi önceden bildiğini söyler.»
«Bunları işler bitmeden önce söyleseydi ya... Bol atıyor...»
«Ben — Eğer Müslümanlık bize bu kadar kötülük yapan size karşı böyle bir görev yüklüyorsa dînden de çıkmağa hazırız.
O — (Elleriyle kulaklarını kapayarak) Aman, bu ne ağız şey!.. İşitmeyeyim.
Ben — İşit, işit!.. Hadi şimdi kalk da git, Fıransızlar sizi inim inim inletsinler. Ağlamalarınız. Türk'e yüreğine şifa veriri, musikidir...»
«Ben — ...Biz oraya girersek size istklâl mi? Sizi sömürge yaparız. Siz buna lâyıksınız. Bunu eskiden bilemedik. Türk asırlardan beri Arap'ı, Müslümanlığı korumak için bütün bir Avrupa ve küfür cihânı ile uğraştı. Sel gibi kanını akıttı. Dünyâ Savaşı'nda bunun şükrânını gösterdiniz. Bu ders yetmiyor da yine mi sizi koruyacağız. Türk olmasa idi bugün ne Arap, ne de Müslümanlık vardı.»