«Derken Mustafâ Kemâl Başkumandanlığı kabûl etmem, dedi. Ve bunda temerrüd etti. Dedik: «Yahu! etme, kabûl et!», «Ben zâten dâimâ idâre ediyorum. Geri durduğum yok ki... Ne gereği var, beni başkumandan yapacaksınız?» dedi. Ben de: «Yok, resmen ve mes'ûl olarak başkumandan olmalısın. O vakit daha iyi gayretle çalışırsın.» Her şey bitmiş, elde ordu diyecek bir şey yok. Mustafâ Kemâl tamamıyla ümitsiz. Başkumandanlığı aslâ istemiyor. Çünkü onca mağlûbiyet muhakkak. Başkumandan olursa kendi mağlûp olacak. Şimdiye kadar perde arkasından elindeki İsmet ve Fevzi adındaki iki kuklayı, Hacivat'la Karagöz gibi oynatmaya alışmış. Mesûliyetli iş olursa onlara veriyor, şeref olursa kendine alıyor.»