Sahip olunan her türlü fiziksel ve zihinsel ayrıcalığın felakete sürükleyen bir yanı vardır; devrik kralların sendeleyen adımlarında izini sürebileceğimiz türden bir felaket. Diğerlerinden farklı olmamak daha iyidir. Çirkinler ve aptallar bu dünyada her şeyin en güzeline sahiptirler. Kafaları son derece rahat, ağızları bir karış açık öylece oturup oyunu izleyebilirler. Zafer nedir bilmezler belki ama en azından, yenilgiyi de tatmazlar. Hiç istiflerini bozmadan, kayıtsız, gürültüsüz patırtısız yaşayıp giderler; tıpkı hepimizin yaşaması gerektiği gibi. Ne başkalarını felakete sürüklerler ne de yaban ellerde heder olurlar.
Kitabın ismi bile size kendisi hakkında ipucu veriyor aslında fakat yeterince hayal de edemiyorsunuz ne anlattığını.Ama okuyunca sizi şaşırtmıyor, tam da olması gerektiği gibi. Tabii bu tahmin edilebilir bir hikayesi olduğunu da göstermiyor, sonuna kadar merakla çeviriyorsunuz sayfalarını. Kitabın dili okurken sizi hiç yormuyor. Ayrıca anlatılan konu o kadar özgün ve ilginç ki kitabı daha da akıcı bir hale getiriyor. Bunlar haricinde kitabın baş karakteri Alan çok sevilesi bir velet, ailesinin tam tersi olması sebebiyle aile üyeleriyle yaşadığı çatışmalar -Alan için tam olarak çatışma denemez bile- ise gerçek bir sorun yerine kitabın tuzu biberi oluyor resmen. Benim gibi aşırı karamsar insanlar için güzel bir bakış açısı sunacak bir hikaye. Sanırım hayata farklı bir yerden bakmak hepimize iyi gelebilir.
-İş arkadaşlarım aptal buluyorlar beni.
-Kendinise güvenmiyorsunuz da ondan. Böyle olunca kendinisi beceriksis hissediyorsunus ve anlamsıs, yersis şeyler söylüyorsunus. Ama bu maskenin aynasına alısırsanıs ve onu seversenis… Bakın, karşınısdaki insana bakın. Utanmayın ondan. Sokakta rastlasaydınıs öldürmek mi istersinis onu? Ne yaptı sise de bu kadar nefret ediyorsunus ondan? Suçu ne? Niçin sevmeyecekmişsinis onu? Önce sis dostluk gösterin bu kadına, ondan sonra baskaları da dost olacaktır onunla!