Bu adam hikayeci Sait Faiktir.
Bir gün, aklımda kaldığına göre bir pırıl pırıl, cam gibi parlayan sonbahar sabahıydı, ona Kadıköy iskelesinin kanapelerinde rastladım.
"Ne var ne yok Sait?" dedim. "Hikaye yazıyor musun?
"Yok,"dedi,"yaşıyorum"
Hüzünlü, ılık,insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar.
Büyük bir Anadolu insanı. Büyük bir ozan, şair, yazar ve bir o kadar da insan bilimci. İnsanın duygularını, insanın düşüncelerini, Anadolu'nun o toprak, ter, yağmur ve bir çok yönlerini tüm gerçekçiliği ile okuruna geçiren büyük bir şahsiyet. "Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı."diye bitirdiği ama yalnızlığı yeniden yeniden başlatan bir şair, yazar ve bilim insanı. Hüzün ve bunalımların sonunda ortaya çıkan isyanı ve sonucu en iyi şekilde anlatıldığı bir kitaptır. İnsanı tanımak isteyenler, Yaşar Kemal ile başlamalı.
"Artık annemin kucağını özledim, bırakın da gideyim."
İlber Ortaylı'nın Seyahatname kitabının, İsrail bölümünde rastladım bu cümleye. İsrail'in kuzeyinde ki Karmel Dağı'nda yaşayan Dürziler öldükten sonra dünyaya yeni doğan bebek olarak geleceklerine inanırlar. Ve bir ihtiyarın dilinden dökülen cümle ise budur. Anlam ve manası ise kitaplar, makaleler yazdıracak cinstendir.