José Arcadio,kimsenin yüzüne bile bakmadan evin içinde volta atarak kendi kendine konuşma alışkanlığını edindi.Derken bu hummalı çalışma birden kesildi,yerini bir çeşit meftunluk aldı.Birkaç gün, efsunlanmış gibi,anlayıp anlamadığını kendisinin de kestiremediği bir dizi varsayımları peş peşe yineledi durdu.Sonunda,aralık ayında bir salı günü öğle vakti,içini yiyip bitiren kurdu döküverdi ortaya.Hayal gücünün gazabından ve haftalarca uykusuzluktan harap düşmüş babalarının,buluşunu açıklarkenki saygın vakarı,çocuklarının gözlerinin önünde gitmedi bir daha:
"Dünya yuvarlak,tıpkı bir portakal gibi."
Úrsula'nın sabrı taştı."Sen çıldırmaya niyetliysen,kendi başına çıldır!Ama o çingene düşüncelerini çocukların aklına sokmaya kalkışma!" diye bağırdı.Hiç istifini bozmayan José Arcadio Buendia,öfkesinden usturlabı yere çalıp parçalayan karısının dengesiz aşırılığından ürkmedi.Usturlabın yenisini yapıp köyün bütün erkeklerini odacığına topladı,hiçbirinin kavrayamadığı kuramlardan kanıtlar getirerek,sürekli dümen tutan bir teknenin dönüp denize ilk açıldığı noktaya gelebileceğini ortaya koydu.Bütün köy,José Arcadio Buendia'nın sapıttığına iyice inandığı sırada,Melquiades çıkagelip durumu kurtardı.O zamana dek Macondo'da bilinmese de,doğruluğu uygulamada çoktan kanıtlanmış bir kuramı,salt gökbilimi üzerinde düşünerek kendi başına geliştiren José Arcadio'nun üstün zekasını herkesin önünde övdü ve ona hayranlığının bir kanıtı olarak,köyün geleceği üzerine köklü etkisi olacak bir de armağan verdi:simyacı laboratuvarı.