Edebiyat söz konusu olduğunda pek bilgili olduğum söylenemez. Basit bir okuyucuyum sadece... Detaylı inceleme yapabilecek yeterlilikte görmüyorum kendimi. O yüzden bu inceleme, daha çok, kısa bir yorum niteliğinde olacak.
Bilgisizliğime rağmen neden yorum yapma ihtiyacı duyduğumsa belirsiz diyebilirim. Tam olarak açıklayamıyorum ama bir şeyler söylemezsem kendimi eksik ya da kötü hissedeceğim sanki...
Normalde bana göre şiirin de şiir kitaplarının da kısa olanı makbul, uzun paragrafları ise sıkıcıdır. Bu kitap da uzun paragraflar halinde, dolayısıyla sıkıcı olması gerekirdi.
Bir yanım gerçekten de böyle olduğu hissine kapılıyor. Ama neden diğer yanım daha baskın gelip bu kitabın sıkıcılıktan öte harika bir yanı olduğunu söylüyor?
Belki de bilgisizliğimdir, hislerimin sebebini açıklayamayışımın nedeni...
Ama bu uzun paragraflarda, hatta kimi zaman çoğu satırın da çok ufak değişikliklerle aynı şeyleri söylediği satırlarda başka bir hava var... İşte aynı ve uzun şeyleri okuyup yine de okumaya devam edebilmeme şaştığım için bir şeyler söyleme gereği duydum.
Sanırım kitabın büyüleyen tarafı; basit, sade, sıradan denebilecek şeylerden uzun uzun bahsetmesine rağmen, o şeyleri çok güzel bir şekilde betimleyebilmesidir... Hatta satırlarında bahsettiği şeylerden daha fazlasını da bulabiliyorsunuz. Mesela çağın hızlı ilerlemesinin (!) bir güvercinde yarattığı yurtsuzluğu (s. 41); insanın yaratıcılığının ortaya çıkardığı yıkıcılığın karpuz fidelerinde yarattığı umutsuzluğu (s. 45); "o gemi bir gün gelecek" sözünde, gemiyle gelecek olan vardır ya hani... İşte bir vapur betimlemesi üzerinden özlemi, yalnızlığı, beklentilerden duyulan utancı buldurur size (s. 157).
Mesela Hasan Ali Toptaş'ı okuduğumda böyle hissetmemiş, dolayısıyla pek etkilenmemiştim. 3 ya da 4 yıldız verecekken,