Eylül!.. Henüz renk ve güzel kokular bitmemiş fakat baharın bol renkleri hissedilmez şekilde kaybolmuştu. Bu kayboluşta geri gelmek ister gibi bir eda vardı ama bu boş, acı ,hırçın bir edaydı ve buna karşın baharın rengi soluverdi. Artık uyanmış, doğanın ruhunu görüyordu; yaprakların nasıl sararmış, birçoğunun düşüp çamurlarda çürümüş olduğunu görüyor ve şimdi, hava ne kadar güzel olsa ,ne kadar geçici ,bu renk ve güzel kokuların ne kadar vefasız ,ne kadar ele avuca sığmaz, eldeyken değeri bilinmemiş, öylece harcanmış bir hazine olduğunu aç açı görüyordu ; işte artık ne bir çiçek kalmıştı ne de güzel bir koku... Artık dayanma gücü de kalmamıştı, hepsi çürümüştü... Önceleri yağmur yağsa umursamazlardı, yağmurdan sonra yeni bir hayat, yeni bir tazelik gelirdi; şimdiyse... İşte yağmur, işte kış, her şeyi çürütüyordu. Her şeyi...