Hasta sahibi olmak zordur. Bir kere, karaktersiz bir hal alırsın. Acıyı anlamak ve anlamamış gibi yapmak zorunda kalırsın. Dersin ki, iyi şeyler düşün. TV dizilerinden duyduğun gibi. Sevgi en büyük ilaçtır, dersin. Öyle salakça şeyler. Dedirtirler. Sen bile inanırsın. Bir de, utanmadan, kendini özenli, duyarlı biri sanmaya başlarsın.
Hasta sahibi olmak, senin için, kendi iyiliğine, fedakarlığına, dayanıklılığına hayran olma sürecine dönüşür. Bunun için etraftan ödül bile beklersin. Üzülme, sen elinden geleni yaptın, desinler diye beklersin. Derler. Dedirtirsin.
Memnun olursun. Şöyle mırıldanırsın, ben sadece vazifemi yaptım. Keşke yapabileceğim başka bir şey olsaydı.Derler ki, daha n'olsun! Sen onu sevdin, bu yeter de artar.Huzur içinde ölecek, sevildiğini bilerek!
Başka bir yerde olmak! Seyahatin sahte bir tanrı olduğu, sorunlarını yanında götürdüğün ve hiçbir şeyin değişmeyeceği doğru değildi. Uzaklara gitmenin, yenilenmenin, dünyanın muazzam büyük ve çeşitli, senin ve dertlerininse küçük olduğunu hatırlamanın hayal edilemeyen ve beklenmedik heyecanı vardı.
Burada oturmuş kendi kendime ne diyordum, biliyor musun: hayata inanmasam, sevdiğim kadına sırt çevirsem, dünyanın gidişine inancım kalmasa, hatta tam tersine, her şeyin karmakarışık, uğursuz, belki de şeytanca bir kaos olduğuna iman etsem, insanların hayal kırıklığından uğradığı bütün korkulara tutulsam gene de yaşamayı isteyeceğim, hayat kadehini ağzıma götürünce bitirene kadar bırakmayacağım!