Sınıf ve toplumsal cinsiyet, bireyin tercih yelpazesini ağır şekilde sınırlandırıyordu; bu kısıtlamalardan kaçmak, modernite öncesinde "kutsal varoluş hiyerarşisi"ne karşı çıkmaktan daha kolay değildi. Neresinden bakarsanız bakın sınıf ve toplumsal cinsiyet "hayatın gerçekleri"ydi ve bireyin kendini var edebilmek için yapması gereken şey, diğerlerinin yaptığını yapmak ve kendine ayrılan yere "uymak"tı.
Anthony Giddens'ın defalarca hatırlattığı üzere, günümüzde artık hepimiz gündelik yaşam politikalarının bir parçası haline geldik; attığımız her adımı düşünerek büyük bir dikkatle atan, yaptıklarımızın sonuçlarından ender olarak memnun olan ve bu sonuçları sürekli olarak düzeltmeye çalışan "kendisiyle meşgul" varlıklar olduk.