Demet Akpınar

6/10
·464 syf.··
2026 27. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 07:34
Şıpsevdi, sadece bir dönemin züppe tipini anlatan komik bir roman değil; bugün bile aramızda yaşamaya devam eden insanları gösteren güçlü bir hiciv eseri. Meftun Bey, Avrupa görmüş olmayı kültür sanan, yarım yamalak bilgilerle çevresine üstünlük taslayan, herkesi küçümseyip kendini merkeze koyan bir karakter. Onu okurken bazen gülüyor, bazen sinir oluyor, bazen de şaşırtıcı biçimde günümüzden birilerini görüyorsunuz. Hüseyin Rahmi’nin asıl başarısı, Meftun’u tek başına ele almaması. Roman boyunca sahte modernlik ile kör gelenekçilik çarpışıyor. Bir yanda her şeyi Avrupa’dan öğrenmeye çalışan gösteriş meraklısı bir adam, diğer yanda hurafelere ve dar kalıplara sıkışmış bir çevre… Böylece yazar, ne taklitçi Batıcılığı ne de düşünmeden sürdürülen eski anlayışı savunuyor. Asıl mesele akıl, eğitim ve samimiyet oluyor. Romanın en güçlü yanı karakterlerin canlılığı. Ev içi kavgalar, kıskançlıklar, miras hesapları, dedikodular, aldatmalar ve komik konuşmalarla adeta bir mahalle tiyatrosu izler gibi oluyorsunuz. Özellikle Meftun’un uzun nutukları, kendini bilgili sanışı ve her konuda fikir vermesi oldukça eğlenceli. Elbette Hüseyin Rahmi’nin ayrıntılı anlatımı ve uzun sahneleri herkese hitap etmeyebilir. Ancak sabırla okunduğunda, metnin altındaki zekâ ve toplum gözlemi kendini gösteriyor. Şıpsevdi, aslında bir roman kahramanını değil, bir zihniyeti anlatıyor. Bu yüzden aradan yıllar geçse de eskimiyor. Çünkü Meftun Bey değişen çağlara rağmen hâlâ farklı kılıklarda karşımıza çıkıyor.
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,418 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Demet Akpınar

, bir kitap okudu
6/10
·464 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 07:34
·
2026 27. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar
7.8/10 · 3.418 okunma
İnsanlar servet ve yüksek mevkilerin anahtarlarını elde edinceye kadar merhametli, sevecen, yurtsever olurlar... Ondan sonra kendileri için “sefalet” tedavisi imkânsız bir insanlık hastalığı ve merhamet ve hassasiyet gibi şeyler süregiden birer sinir hastalığı durumuna iner. Avrupa’da, şurada burada insanlık sefaletini hafifletmek namına düzenlenen müsamereler, balolar, servet sahiplerinin, işsiz güçsüz zengin kadınların can sıkıntısına karşı icat ettikleri bir çeşit eğlencedir. İnsanseverlik değil. İnsan daima kendinden zayıfını çiğneyip, tepeleyip, üst tabakaya tırmanmak hırs ve çabasındadır. O sahte insanlık adaleti, ahmakları itaat altında tutmak için düzenlenmiştir. Daima, daima altta kalanın canı çıksın kuralı geçerlidir. Fakat bazen altta kalanlar pek bunalıyorlar. O zaman demir kafeslerini parçalayan yırtıcı hayvanlar gibi gözlerini kan bürüyor. Kükreyerek, sahte adaletin bütün engellerini kırarak kötü yönetimin hapishanesinden dışarı fırlıyorlar... İşte o zaman hükümdarlar tahtlarından tekerleniyor, her şey altüst oluyor. Kan gövdeyi götürüyor... Zengin, fukaraya karışıyor. Herkes yurtsever oluyor...
Burada kadınlara 'saçı uzun aklı kısa' deniyor. Bu söz yaldızlanmış kalp bir sikke gibi Doğu'da basılmış. Fakat gerçeğe uygunluğu pek düşünülmemiş. Akıl da öğrenmeyle gelişir ve olgunlaşır. Avrupa'nın George Sand, Luise Ackermann gibi dâhi kadınları Doğu'nun kültür kısırlığı içinde hayata göz açsaydılar elbette akılları saçlarından kısa kalırdı. Içinizde bilgi yoksulluğuyla mahvolmuş, heyhat fikri kısır kalıp yalnız saçı uzamış ne kadar kayıp George Sand'lar var... Zavalh hanımlar!.."
Sayfa 340·Kitabı okudu
Yaşamak, en sade tarifiyle gönülde yatan isteklerı yenilemekten başka bir şey değildir. Sadece yerin ve zamanın, yaşın ve yılın değişmesiyle isteklerin türü değişir. En istekten anmış yaşamaya uğraşan filozofların şu kararlarında bile hir maksat, bir arzu gizlidir.
Sayfa 155·Kitabı okudu