Şiddeti reddetmek, şiddeti mahcup eder. Fiziksel şiddetin karşısına yüce insanlığı ve onuruyla çıkan birine vurmaya devam eden kişi kendi onurunu ve ruhunu kaybeder.
Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek ,bir yerlere yetişmek veya koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritm, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi?
“Fiiliyatımızın kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır. Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik, eğer kıyaslamak, yaşamak’tan ayrılmaz olsaydı mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir…”
Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz…