Bir okur olarak ana dilimde böyle bir derinliğe sahip bir romanı okumamış olsaydım büyük pişmanlık duyacaktım. Hani hep deriz ya Türk edebiyatı iyi değil diye işte bunu söyleyenlere cevap niteliğinde bir roman Yılanı Öldürseler. Büyük usta Yaşar Kemal’den. Yılanı Öldürseler'de kadının (annenin) öldürülecek olmasının ataerkil düzenin devamlılığını korumak gücü kaybetmemek adına yapıldığı açık. Peki bu durumu ana tanrıça döneminden baba tanrı dönemine geçişteki argumanlara dayandırmak mümkün mü? Hangi gerekçelere dayanarak erkeğin egemenliği haklı hale getiriliyor? Bin yıllardır doğayla olan mücadelesinde başarıya ulaşmak için kültürü icat edip güçlenmeye çalışan ataerkil düzen, Orestia üçlemesi oyununda da ahlaka uymuyor diye annesini öldüren bir oğul yaratmıştı. Bkz. Yunan Mitolojisi 2500 yıl sonrasında bile, bir yandan arkaik döneme ait olduğu söylenen mitlerle savaşını sürdürmekte, bir yandan da ironik bir biçimde kendi egemenliğini kalıcı kılmak için bu mitlerin aracılığından yararlanmakta. Bunu fark etmek ise sadece eğitim ile olur. Özellikle kadının eğitimine neden önem verilmediğinin bir gerekçesi de bu olmalı. Yaşar Kemal öyle evrensel bir konuyu işliyor ki bakıyoruz Kırmızı Pazartesi’ye aynı toplum, aynı namus belası Marquez’e Nobel getiriyor ancak bizde durum öyle olmuyor. Yaşar Kemal de defalarca aday gösteriliyor. Nobel Ödülü'nün sahibini belirleme sürecinde neler mi olmuş? Gerçekten dedikodu çok büyük bir güç. Yazıyı aktarıyorum: Yaşar Kemal, pek çok kez Nobel’e aday gösterilmesine karşın bu ödül kendisine verilmedi. Yakın dostu Zülfü Livaneli, Nobel ödülünün küçük hesaplar ve kıskançlıklar dolayısıyla Yaşar Kemal’e verilmediğini, "Sevdalım Hayat" kitabının 231. sayfasında şöyle aktardı: "Bir seferinde Yaşar Kemal, Nobel Ödülü’ne çok yaklaşmıştı. En