Asırlar geçti, birer birer söndü meşaleler. İrfan asaletini kaybetti. Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: Kültür! Genç kuşaklar Batı'nın bit pazarlarından ithal edilmiş bu hazır elbiselere küçümseyerek bakıyor. Hoca oldu öğretmen, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, haysiyetsiz kelime ne çirkin kelime. Hoca öğretmez yetiştirir aydınlatır, yaratır. Talebe isteyendir. İsteyen, arayan, susayan.
Biz eskiden kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar. Sonra zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları geldi. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, "Ben Avrupalıyım" demeye başladık. "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır." Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: "Hayır delikanlı" diye fısıldadılar "Sen bir az gelişmişsin." Ve Hristiyan Avrupanın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını gururla benimsedi aydınımız.
Canavarlarla dolu bir ormandayız. Yolumuzu hayaletler kesiyor. Tanımadığımız bir dünya bu. İthal malı mefhumlann kaypak ve karanlık dünyası. Gerçek, kelimelerin arkısında kayboluyor.
Ne güzel tarif: "Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeğe çalışan (kimse)Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.
Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir.
iV Murat'a, Süleyman devrine dön! diye haykıran Koçi Bey'den “Reşit Paşa'ya” kadar Osmanlı Devleti'nin bütün ıslahatçılan gerici. Dante, yaşadığı çağdan iğrenir. Balzac eserini iki hakikatin ışığında yazar: kilise ve krallık. Dostoyevski maziye aşık. Dante gerici, Balzac gerici, Dostoyevski gerici!
Bir adamı tanımak için düşüncelerini acılarını heyecanlarını bilmeniz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir kronoloji aptalların tarihidir.