Latin Amerikalı yazar Galeano, Dikte rejimlerinin faşist anlayışını ve suçlarını örtbas etmek için hakikati iğdiş etmesini “Kolombiya’da askerin himayesi altında insanları öldüren bazı grupların adı Ortak Yaşam, Şili diktatörlüğündeki toplama kamplarından birinin adı Haysiyet’ti. Uruguay diktatörlüğünün en büyük cezaevinin adı Özgürlük, 1997’de Chiapas’ta Acteal Köyü’nün Kilisesi’nde dua ederken neredeyse tamamı çocuk ve kadın 45 köylüyü arkadan makineli tüfekle tarayan yarı askeri örgütün adı Barış ve Adalet’ti” diye tarif eder.
Haliyle memleketimizde de akla gelebilecek her türlü suça bulaşmış bir partinin adında “Adalet” olması da tesadüf değil elbette.
Bilinir ki savaş; hırsız, yolsuz, arsız bütün iktidarların varlıklarını hesap vermeden sürdürebilmeleri için sarıldıkları can simididir. Çünkü savaş; en geri duyguları kamçılar, en kaba düşünceleri besler ve bütün günahların üzerine kalın bir perde çeker. Savaşın yoksul çocuklarının kanı üzerinden beslenen ağası da bol olur, hamasi sloganlar atan holiganı da...
Şeyh kabul edilen amcasının tecavüzüne uğrayan 17 yaşındaki yetim Meryem, töreler gereği tecavüze uğradığı halde kirlendiği için öldürülmesi için yanına verilip İstanbul’a yollandığı, komando olarak askerliğini yaptığı Gabar dağlarından yeni dönen amcasının oğlu Cemal ve Harvard mezunu olup üniversitede profesör olan İrfan Kurudal..
İnanılmaz gözlem yeteneği ve anlatış üslubu ile bu üçlünün kaderini kesiştiren, çok yalın ve temiz bir Türkçe ile bir sonraki sayfayı okumak için sabırsızlık yaratan büyük usta Zülfü Livaneli’nin kaleminden.. Yüreğine sağlık büyük insan…