Sedat Peker'in, kendisinin de içinde yer aldığı Susurluk skandalından 25 yıl sonra gelen ifşa ve itirafları, Türkiye'nin mafya-siyaset-devlet üçgeni içinde dipsiz bir bataklığa dönüştürüldüğünü ortaya koydu.
“Murphy altın kuralı vardır, şöyle der; “parası olan kuralı koyar, kuralı koyan ise kalan parayı alır”. Para iş insanlarında olur. Kuralı da bürokratlar ve siyasiler koyar. Sonucunda para siyaseti ve bürokrasiyi yönetir. Bürokratlar da siyasiler de bu denklemde kendi hisselerini alırlar. Kenardan dökülen kırıntılar halka ayrılır. O kırıntılardan silah kullanarak, grup kurarak biraz daha fazlasını almaya çalışanlara da mafya denir, yeraltı dünyası denir. Yani bütün hikaye bundan ibarettir.” Sedat Peker’in kendisiyle yapılan röportaja kitabın 503. sayfasında verdiği cevap bu. Bu sözler yeraltı dünyasını ucundan olumlayan sözler olsa da aslında kitabın da özeti dersek yanlış olmaz. Kitaptan ve ülkemizdeki yaşananlardan şunu alıyoruz: mafyadan daha tehlikeli bir şey varsa onda devlet gücünü kullananların mafyalaşmasıdır. Evet devletten hukuku çıkarırsanız geriye kalana çete denir. Çok yakın dönem Türkiye siyasi tarihine önemli derecede ışık tuttuğunu düşünüyorum.
kesinlikle evet!! "bir ülkenin geleceğine nasıl şerh konuldu" konusunu detaylıca görmek istiyorsanız okumanız gereken kitap budur. kaldı ki o şerh konulurken evvelden gelen miras nasıl hiç edilip, kanla, kinle, allah, din, bayrak, devlet adı kullanılarak suç(suzluk) yaratılmış, 32 kısım tekmili bu kitapta sizi bekliyor.
Bu kadar kirlenmişlik insanların bu kadar güce tapmaları.Kitabı okuyunca iyiki zengin olmamışım kendi yağımda kavruluyorum dedim araştırma konusundada gazetecileri tebrik etmek lazım
İnsan gerçekten okurken hayretler içerisinde kalıyor. Sadece ifşalar değil bu vurdumduymazlık akıl alır gibi değil. Aslında anlatılanlar karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranılması insanın canını daha çok sıkıyor.
Çoğuna göre komplo teorileri ,iddia olarak gözükse de ,geçmişe ve geleceğe ışık tutacak bir yayın ,bu kadar şahit ve belgeli söz ve yazıların özelliklede bir insanın hayatını ortaya koyarak başlattığı mücadele ve iddialarının asılsız olmadığını düşünüyorum ,Dün ve bugün ülkede olup bitenleri gözden geçirdiğimiz zaman eksiği var fazlası yok diyebileceğimiz bir kaynak ,sadece birkaç siyasetçi üzerinden ışık tutulsada işin özüne daha derinlere inildiği zaman ülkenin ve milletin kimsenin umrunda olmadığını göreceğiniz bir kaynak kısaca okumanızı tavsiye ederim...
Kitabın içeriğindeki bilgiler çok şaşırtıcı olup devlet-mafya-siyaset üçlüsünün hep bir arada olduğunu göstermiştir. Aslında ülkemizde faili meçhul cinayetlerin çoğu birileri tarafından bilinmekte olup kamuoyu ve halk tarafından bilinmemektedir. Çünkü birçok olay çıkar ilişkisine dayanmaktadır. Çıkar ilişkileri bittiği anda gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar. Ayrıca bu kitap, derin devletin ve bazı kişi ve kurumların iç yüzünü açığa vurmuştur. Sedat Peker'in söylediği birçok olay yalanlanamamış olduğunu göstermiştir.
Şu dönemlerde 2023- ... en okunmaması gereken kitap belkide... Özellikle belli bir yaş grubu ve okur deneyimi için gerçekten sağlık bozucu bir kitap. Daha önce benzer bir cümleyi Metastaz için kurmuştum. Bu kitapta yazılanlar gerçekse kitapta ismi geçen kimse dışarda gezmemeli. Yok bu kitapta yazılanlar yalansa yazarlar tazminat ödemekten hint fakiri gibi gezmeli.
Uğur Mumcu'nun yazdıklarından bugüne hikayenin ana konusunu daha da derinleşmiş ve kararmış gibi. Daha çok mafya, daha çok kirli para, silah, uyuşturucu ve mafyanın içine işlediği hatta bizzat devletin kendi olduğu bir devlet yapısı anlatılıyor. Okurken kalbiniz sıkışıyor. Artık bu kadar olmamalı diyorsunuz ve aslında ne kadar ufak ne kadar saf ve çaresiz olduğunuzu görüyorsunuz. Bu kitap o tuğla çekilsin diye yazılsa da düzenin bana ne kadar derin ve büyük olduğunu gösterdi. Umudumu yitirdim...
Bahsi geçen olayları şu şöyle oldu böyle oldu gibi spoiler verircesine anlatmaya gerek yok. Son dönem kulak aşinası olduğumuz veya bizzat youtube ile takip ettiğimiz merkezine Sedat Pekerin itiraflarını alan olaylar silsilesinin ele alındığı bir kitap bu. Oldukça başarılı bir çalışma ama tam da bu yüzden kararıyor, umudunuzu yitiriorsunuz. Bu tarz kitapların yazılmadığı bir ülke olmak dileğiyle...
Kitabı hala okumaya devam ediyorum ama Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili kısmı gece okuyunca ülkede yaşamın nasıl yasadışı bir halde olduğunu görerek içim acıdı resmen.
Cinayetler, uyuşturucu , kara para ...yazık yav...yazık..
Böyle olmamalıydı...
Ahmet Şık (d. 1970), Türk gazetecidir.rnrn1970 yılında Adanada doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Mesleğe, üniversitenin birinci sınıfında iken Milliyet gazetesinde stajyer muhabir olarak başladı. 1991 ve 2007 yılları arasında Cumhuriyet, Evrensel ve Yeni Yüzyıl gazeteleri ile Nokta dergisinde muhabir, Reuters haber ajansında da foto muhabir olarak çalıştı.rnrn2005 yılında Radikal gazetesinde çalışırken, Doğan Grubuna alacak davası açtığı için işten çıkarıldı. Sonrasında çalışmaya başladığı Aktüel dergisinden de açtığı dava gerekçe gösterilerek işine son verildi.rnrnHrant Dink suikastı sonrasında Nokta dergisinde yayımlanan "Asker İç Güvenlikten Elini Çekmeli" başlıklı röportaj ve "Hayata Dönüş" operasyonlarının yıldönümünde Bayrampaşa Cezaevinin kadın koğuşunda sağ kurtulan Münevver Köz ile yapılan "Bayrampaşada O gün" başlıklı söyleşi nedeniyle Türk Ceza Kanununun 301. maddesinden yargılandı. 8 Mart 2007’de medyanın askerler tarafından fişlendiğinin iddia edildiği “Askerin medya notları!” başlıklı habere imza attı. rnrnRadikal gazetesinden çalışma arkadaşı Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yazdığı Kontrgerilla ve Ergenekonu Anlama Kılavuzu ve Ergenekonda Kim Kimdir? kitaplarında "Ergenekon Soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği" iddiasıyla üç yıl hapis istemiyle yargılandığı davadan 13 Mayıs 2011de beraat etti.rnrn3 Mart 2011 tarihinde, Ergenekon Soruşturması kapsamında evinde ve İstanbul Bilgi Üniversitesindeki odasında yapılan arama sonrasında gözaltına alındı. Gözaltında iki gün kaldıktan sonra tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedildi. Avukatı Bülent Utku, Şıkın son zamanlarda hazırladığı ve İmamın Ordusu ismini vermeyi düşündüğü Fethullah Gülenin emniyetteki örgütlenmesini anlatan kitabı nedeniyle gözaltına alındığını düşündüğünü dile getirdi. 6 Mart 2011de "Ergenekon terör örgütüne üye olma" suçundan tutuklanarak gazeteci Nedim Şener ile birlikte Metris Cezaevine gönderildi. 12 Mart 2012 tarihinde Nedim Şenerle birlikte tahliye oldu. Ahmet Şık, cezaevinden ayrıldıktan sonra ilk açıklamasında Çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Eksik kalmış adalet, hukuk ve demokrasi getirmeyecek. Sadece benim davamda 5 tutuklu var, 100 civarında gazeteci hala içeride. İfade özgürlüğü meselesi sadece gazetecilerin sorunu değil. 600 civarında öğrenci var. Bunun mücadelesine devam edeceğiz. Bu komployu kuran, yürüten polisler, savcılar ve hakimler bu cezaevine girecek. Onlar buraya girdiğinde adalet gelecek. O cemaat bağlantılı, o çete bağlantılı adamlar buraya girecek. Bunlara sesini çıkarmadığı için siyaseten sorumlu AKP hükümetidir dedi.