Kısık sesleriyle notalar seni sayıklar
Sobası tüten evler kadar uzakta
Rüyası çalınmış uykulardan uyanırım
Tebessümün kalır aklımda
Kederi kendinden sigaram tutuşur
Aç mısın diye sormaz
Cılız ateşiyle pişer nefesim
Ve demlenir ağır ağır
Sen,
Gün diye döndüğüm sabah
Dün diye gömdüğüm gece
Yazdığım her hayâlden hece
Ve şu susmayan resim kadar bendesin
Sözleriyle sihirli masallar anlatırdı hayalin
Bittiğinde bakışların kalırdı geriye
Ve ıslak kaldırımlarından süzülen
İstanbul kokusu üstümde.
Biz, uzak şehirlerin mişli geçmişinde
Bir var ile bir yok'muş gibi
Yahut vuslatı firak olanlarlardan geriye
Sır dolu şu dilsiz satırlar gibiyiz.
Karın kanadında katlı kelime
Gitme bulut'tan öylece bekle
Nasıl ki eritir günü koynunda gece
Sarar seni de bu siyahi matem
Kabristanı tebessüme yahut bir zerre
Kara toprak bağrında bir beyaz leke
Gitme bekle
Sen buluta asude belde
Ne rûz-i gârı sev yahut
Güneşe bir beyaz gölge
Ne kardan adam yapmak için eğlence
Ne çiğnenmek için yerlerde
Sen bu hüzne efkarı lâl olan göklerde
Ses etme, bekle.
Ruhumda karışık halleriyle akşam,
Şehrin ışıklarıyla sarhoş odam,
Ve kırışıklarıyla kırılmış gibi
Camdan gözleriyle bakan
Tecelli mi teselliden mi bilinmez
Bir tabloda tek vücut
Karşı duvarda asılı duran adam.
İşte, benim bütün manzaram.