Kitap, biri 1983, diğeri 2014 tarihli iki öyküden oluşuyor. Özellikle beğenerek okuduğum ilk öyküde otobiyografik izlere rastlanılıyor.
Tsushima, ilk öyküde su metaforu üzerinden kendi yaşam hikayesini kurmacayla iç içe geçirerek anlatıyor. Bu akışkan anlatım, üç kuşağın hayatından geçerken torun, anne ve anneanne arasındaki ilişkiyi de giderek berraklaştırıyor.
Kitaba da adını veren ikinci öykü ise ilk başta bana daha bulanık ve mesafeli geldi. Bu öyküde anlatıcının zihinsel engelli abisinin hikayesi ve ailenin geçmişteki bazı parçaları anlatılıyor. Ancak sonuna ulaştığımda parçalar yerli yerine oturdu, anlatının kendi iç bütünlüğü açığa çıktı ve geriye dönüp bakınca metnin kurduğu dünya daha anlamlı hale geldi.
Tsushima’nın metaforları kurma ve onları katman katman birbirine bağlama biçimini çok sevdim. Özellikle su üzerinden kurulan metaforik yapı, Beliz Hoca’nın Tersine Mühendislik Atölyesi’nde sözünü ettiği manyetik alan metodunu hatırlattı bana.
Yuko Tsushima’nın dünyasını ve kelimelerini daha fazla keşfetmek için kendisinin dilimize çevrilen “Işığın Alanı” ve “Dağlarda Koşan Kadın” kitaplarını da okumak üzere listeme ekledim. Eğer siz de otobiyografik anlatılara, kuşaklar arası ilişkilere ve metaforik okumalara ilgi duyuyorsanız yazarla tanışmak için geç kalmayın.@_sayfayolcusu_
“Burası, diyor bisiklet tamircisi, senden önce de vardı, senden sonra da hep olacak. Mekanlar sana bir şey yaparlar, ama sen onlarla bir şey yapmazsın. Sen burada olsan da olmasan da bu mahalle burada kalacak. Evin ev olarak kalacak, sen kapıdan son kez çıkarken dağılıp kül olmayacak. Hissettiğin her şey sadece senin içinde oluşur, sadece “içimizde” olan şey vardır - başka bir şey değil. İnsanın aklını başına getirir bu.”
“Mutluluk, insanın her gününü, dört gözle yarını, gelecek ayı, gelecek yılı beklemeden ve her gününü dün olmasına engel olmaya çalışarak durdurmaya uğraşmadan geçirmesidir.”