Günü başlatan o cılız çizgiyi seviyordum. Onun, gecenin siyah kumaşına hiç beklenmedik bir ihtimali gerçekleştirir gibi incecik bir kesik atışını seviyordum. Ben tam gecenin karanlık kuyusuna düşmek üzereyken son anda yetişip bana sabahı getiriyordu çünkü. Sabah nispeten kolaydı, sabah gelince ağrı azalıyordu, taşıması zor şeylerin taşıması kolaylaşıyordu. Düşünceler içlerinden gün ışığı geçince saydamlaşıyordu. Sabah olunca kalkıp bir kahve yapmak için bahanem oluyordu.
Sonra ben, şimdiki ben yani, başımdan geçenleri temize çekerken, her işte sahiden bir hayır olduğuna inandım. Olanda ve olacak olanda. Olmayanda ve ne yaparsak yapalım zinhar vuku bulmayacakta. Bu kadim hakikate itimat etmek, içimi tüm pencereleri sabah serinliğine açılmış salon perdeleri gibi havalandırdı. Hayatımın kalanında kafamı serin, kalbimi temiz tutmakta karar kıldım.
Yaşıyorsak, acı hep olacak. Ama altında ezilmemeyi öğrenebilir insan. Acısında kaybolmadığı günler dileyebilir gelecekten. Yani kimisi mesela, mutlu olmak için özel bir sebep de aramaz. Mutsuz olmadığını fark etmek yeter mutlu hissetmesine.