Ebru

10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2023 22:52
Okurken tek kelimesini kaçırırsam bu kitabı anlayamam düşüncesiyle okuduğum için başta yordu beni ama bu yorgunluğa kesinlikle değdi. Camus'un diğer kitaplarından biraz farklı, her öykü bir romanın girişi gibi, bu girişte hem gelişme hem son var birden öykü bitiyor, tek tek şahane romanlar olabilirdi aslında. Öykülerin kimisinde büyülü soyut bir ortam yaratmış masalsı bir anlatımla sürükleniyor insan, kimisinde düz gerçeklik var. Sıradan insan hayatlarına iki ayrı perspektifle yaklaşmış. Öykülerin tamamında kahramanlar kendi hayatlarında hem kral hem sürgünler, bunu tüm kitap bitip karakterleri düşününce anladım, kendi seçimlerini özgürce yapan herkes biraz öyle mi acaba... Gelelim öykülere, ilk öykü Aldatan kadın kahramanlarımız Janine ve müstakbel eşi, 20 yıllık çocuksuz bir evliliğin birbirlerine aşktan çok yardımlaşmayı ve yalnız kalmamayı öğrettiği bir yaşam sürüyorlar. Janine biraz iç hesaplaşmaları yaşıyor bu kısımları The Bridges of Madison County filmindeki Meryl Streep'i anımsattı ama öykü isminin vadettigi tutkuyu es geçerek beni şaşırttı. İkinci öyküyü anlayabilmek için iki kez okudum henüz tam da idrak edebildiğimi de söyleyemem, bir din eleştirisi mi? bir sistem eleştirisi mi? yoksa kişinin kendi hayat sorgulaması mı? netlik kazanmadı, bir çocuğun kaba bulduğu ailesinden kopup bir papaz okuluna başlamasıyla açılıyor öykü, sonra büyücüler, keşişler, misyonerler dahil oluyor. Çölün tozunu ağzımın içinde hissettigim bir bölümdü çöl ve sıcaklık, tuz basılan yaralar, bir cinnette mi arınmaya mı şahit edildim hiç bilmiyorum. Üçüncü öykü Dilsizler, hep merak ettiğim bir konuyu grevden sonra ne oluyoru işlemiş herhangi bir ideolojik yaklaşımda bulunmadan bir fabrikada ki işçilerin uzlaşma sağlanamayan bir grev sonrasında yenik bir halde işlerine dönmelerini
Edebiyat
Sürgün ve KrallıkAlbert Camus · Can Yayınları · 20221,738 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·248 syf.··
2023 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2023 01:31
Bu kitabı biraz kötülersem empati yoksunu olur muyum acaba? bir miktar kandırılmış hissediyorum hani zalımların dünyası incelenecekti. Kötülüğün Anatomisi çarpıcı bir isim karşıma seri katiller çıkacak diye Mindhunter dizisinin Holden'i gibi heyecanlıydım ama yazar empati konusuna kilitlenip kaldı. Empatinin bilimsel olarak beyinde yapılan çalışmalar sonucu kanıtlanabilir bir olgu olduğunu yokluğunun ise psikopatlık ve narsistlik dahil bir çok kişilik bozukluğuna yol açtığına değinerek ilerledi, bazı kısımlar çok teknik ilerliyor formüllerin içinden çıkmaya çalışırken sinapsları sincaplar olarak okuyunca bir müddet ara verip bir hava aldım. Kitapta en çok ilgimi çeken Asperger sendromlu bireylerin hikayesi ve hastalığın neden olduğu sosyal bozukluklar oldu, bazı örneklerini ekranlarda vs görüp düzlüğü sempati yaratan insanların sosyal ortamlarda ciddi problemler yaşadığını öğrendim ki bilmiyordum o derece olduğunu . Kitap genel olarak empati- empati yoksunluğu ve borderline üzerine ilerliyor terapi seansları ve kişi hikayeleriyle de konular destekleniyor. Seri katilleri ve kötü insanları çat diye tanıyabilme imkani sunan şifreleri bekliyordum ama tam olmadı. Kitabın sonunda yetişkinler ve çocuklar için iki ayrı EQ testi var. Okuduklarımı biraz sindirince tedirgince testi uyguladım kendimi çok empatik biri sanıyordum umarım puanlama hatalıdır üzdü biraz. Sonuç itibariyle kötülük, genler, empati vb insan psikolojisine ait şeyler ilginizi çekiyorsa ve onedio testlerini cevaplamadan geçemiyorsanız keyifle okunacak bir kitap.
Psikoloji
Kötülüğün AnatomisiSimon Baron-Cohen · Say Yayınları · 2016141 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2022 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2022 23:46
Zamansız biraz büyülü bir kitap, günlük hayatın koşuşturması bitip elime aldığımda yumuşak bir bulutun üzerinde seyahat ediyormuşum gibi okudum. Ne anlattı bana Zamansız, öncelikle güldürdü, aşkını hep bir dram olarak yaşayan biz fanilere aşkın aslında çok katmanlı müthiş bir sunumunu yaptı, aşkın insanı hem daha zeki hem daha mutlu ve komik yaptığına inanıyordum, okurken o ayakları yerden kesen duygu sarıyor insanı, hüznün içinde kımıl kımıl bir hareket, durmayan bir iç ses, keyifli, sorgulayan, aşık ama teslim de olmayan bir anlatım, masal gibi, sonra birden gerçeğe temas ediyor yakalamaya çalışıyor ve kaptırıp gidiyorsun. Hani hüzün yakana yapışmıştır dünyanın anlamsızlığını vs. sorgulaya sorgulaya yürüyorsundur sonra yanından geçen arabadan bir çocuk dil çıkarır, büyü bozulur varoluşsal sorgulama yerle bir olur, gülersin, o hüzün yerini hafifliğe bırakır, okurken sürekli o hüzün ve dil çıkarma arasında dolanıp durdum. Kitabın akışında her şey var; hüzün de, erotizm de, öfke de, teslimiyet de, bu kitabın bir rengi olsa şarap kızılı ve kırık beyaz olurdu sanırım. “Bir dil kurmalıyız, sadece âşık olmak için değil yaşamak için de, sevişmek için de, dolunayı izlemek, parmaklarımızla dişlerimizi sökmek için de" Bu cümleyi çok sevdim, bu dilin kurulabilmesinin ne kadar zor olduğunu kurulduğunda ise ne kadar büyük bir keyif olduğunu hatırlattığı için sanırım. Yılanbalığı ve Gelinciğin aşkıyla tüm mış gibi aşklara meydan okumuş Latife Tekin. Masalın gerçeğe değdiği, kahramanların sürekli yer değiştirdiği, sesin kime ait olduğunu kestiremediğim ama sesini sevdiğim bir kitap oldu Zamansız.
Edebiyat
ZamansızLatife Tekin · Can Yayınları · 0991 okunma
Karşı Pencere
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2021 44. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2021 15:02
Kitabı bitirince kalkıp pencereden görünen karşı daireye baktım, yarı açık perdeden görünen yaşlıca bir çift mutfak masasında oturmuş birşeyler içiyorlardı. Gün akıyordu diğer tarafta, herşey aşırı normal, marketten dönenler, soğukta hızlıca yürüyüş yapanlar, arabalar, saçma bir dinginlik, sıcak bir evin içinde öylece bakıyorum tıpkı Profesör Andersen gibi. Sonra dedim ki bu yaşlıca çiftten biri diğerini şu anda öldürse ne olur ve ben buna şahit olsam.. Hikaye böyle başlıyor kitapta Profesör Andersen bir cinayete şahit oluyor. Ben şahit olsam polisi ararım dedim, sonra yine dedim ki aramam sonra neden aramam diye düşündüğümü veya ararım diye düşündüğümü düşündüm. Profesör Andersen tüm hikaye boyunca bu soruların cevabını arıyor ahlak mı? toplumsal baskı mı ? vicdan azabı mı ? şahitliklerimizi eyleme yönelten tam olarak ne din mi? Bir topluluğun içindeyken suça veya toplumun suç kabul ettiği şeye verdiğimiz tepkiyle, yalnızken verdiğimiz tepki aynı şey mi? Bir süre sonra hikayeye başkaları da dahil oluyor. Bir cinayet şahitliğinden yola çıkıp topluma kökenden bağlı ama toplumun üzerinde kendini konumlandıran entelektüel aydın tipolijisi eleştirisi de sunuyor Dag Solstad. Bir yemek masası etrafında ve bir dağ kulübesinde gelişen ve bileşenleri orta üst sınıf aydınlardan oluşan sohbetler çok keyifliydi, okurken aa tanıyorum ben bu insanları diyerek okudum demek ki bazı kesimler için coğrafya kader değil sınıf kader. Sonuç itibariyle bir kitap sağa sola savurarak okutuyorsa kendini ve bitirdikten sonra kafanın içinde dönüp duruyorsa bence amacına ulaşmış oluyor. Halâ karşı pencereye bakıp acaba ben ne yapardım diyorum umarım içeceklerini bitirip sakince tv izlerler, çünkü seçim yapmak zor.
Edebiyat
Profesör Andersen'in GecesiDag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 2021653 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2021 17. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2021 19:48
Bu ara çok bilmediğim kısa öykü kitaplarını okuduğum kitapların arasına atarak ilerliyorum bu ikinci öykü kitabım ama dev bir iç daralması yaşattı bana. Kötü bir kitap değil kesinlikle, güzel de anlatılıyor ama derinliğini bir türlü yakalayamadım öykülerin, belki yoktur öyle bir derinlik belki düz anlatmak istemiştir dedim ama içime sinmedi bir türlü. Yaz akşamları, köprüaltı biraları, konuşmayan adamlar, konuşmayan adamlara aşık kadınlar, geçmişte tam olarak ne yaşadığını bilmediğimiz bizi büyük bir gizeme sürükleyen karakterler, gizem gizem ve daha çok gizem, anları durumları anlatırken bir üstten bakış kibir diyemem ama ununu elemiş eleğini asmış bilge yaklaşımı, şaşırmayan etkilenmeyen kahramanlar, duygu olarak bana geçen tek şey müthiş bir sıkışmışlık hissi, canınız sıkılıyor içiniz sıkılıyor, bunalıyorsunuz. Bir kaldırım taşına oturup markete giden kadının azcık makyajı ve tombul göğüsleri üzerinden hayatı sorgulayan bir adam yerine, markete giden kadının hayatını merak ettiğimden olabilir bütün bu itirazlar bilemiyorum. Magazin mi seviyorum acaba? Belki de içinde bulunduğumuz pandemi koşulları iç sesimi o kadar çok dinletti ki bana, sürekli mızmızlanan (yazar bey çok özür diliyorum) ve bir makarna sosundan varoluşsal bir sorgulamaya seken kahramana sos ne oldu demek istiyor da olabilirim. Bir kitaba olumsuz bir şeyler yazarken elim ayağım titriyor çünkü bir emek bir düşünce var ortada ve yazarın sessizce acı bir gülümsemeyle bana baktığını düşünüyorum ama sonra diyorum ki bu insan bize içini açtığına göre bizim de bir karşılık verme hakkımız var sanki. Sonuç itibariyle birbiriyle çok bağlantısı olmayan kısa öykülerden oluşan bir kitap Gün Ortasında Arzu dünyanın lafını etmiş olsam da öykülerin bir çoğunda ki hisler anılar o bocalama hali tanıdık geldi, Belki
Edebiyat
Gün Ortasında ArzuBehçet Çelik · Can Yayınları · 2011187 okunma