Ana karakter Gürcistan göçmeni Tina adında bir genç kadındır. Tina, ülkesinden sevdiği
adamla kaçak yollarla Türkiye’ye gelmiş burada yatalak bir kadına bakmaktadır. Kaçak
olduğu için hiçbir hakkı olmayan, resmiyette kaydının bile olmaması onu kendi içinde daha
da görünmez yapmıştır. İnsanlardan oldukça uzak, her zaman kaldırım kenarından yürüyen,
kimseyle konuşmayan, fırında sıra ona geldiği halde önüne geçenlere hiçbir şey
söyleyemeyen ve hatta tacize uğradığı halde asla ses çıkaramayan bir kadın Tina. Bu durumu
ise şöyle söyler: ‘Kime şikayet edecektim? Ben yokum ki aslında. Bu ülkenin kayıtlarında Tina
Gelaşvili diye biri çalışıyormuş, izinsiz çalışıyormuş, ceza verirdik rahmetli olmasaydı...
Başlangıçta bir göçmen meselesi görüyoruz
Aslında toplumun fotoğrafını, bir nevi toplumun aynasını, bizden olmayan birine övünülen
misafirperverliğin en ufak bir belirtisinin bile gösterilmediğinin acı gerçeklerini görüyoruz.
Tina'nın göründüğü tek bir an vardır. O da çatıdan aşağı düştüğün zamandır. Yoldan geçenler
tarafından başına toplanmıştır. Fakat burada bile adını dahi kimse bilmez. Bu kadar içinde
kapanık, yokmuş, bir hayalet gibi yaşayan karakter evden çıkarken anahtarlarını karıştırır ve
kimseden yardım isteyemeyecek kadar mahçuptur. Anahtarlarını Gürcistandaki evininin
anahtarlarıyla karıştırması ise kendini evinde sanmasındandır. Yani kendi dünyasında hala
evinde yaşayan bir kadın görüyoruz. Çareyi çatıya çıkmakta bulur Tina. Çıktığında ise bir anlık
dalgınlıkla 5. kattan aşağıya düşer. Buradan itibaren bilinç akışı tekniği ile ilerler roman. Tina
artık kendi kendine konuşuyordur. Başında konuşanlardan durumunun kötü olduğunu anlar.
Hareket etmeye çalışsa bile asla kıpırdayamadığının ve onu tanıyan tek canlının sokağın
köşesindeki bazen beslediği adaşı Tina