"İnsanlar anlamadıkları şeyler için kalıplar yaratıyor, sonra da başka anlamayanları bunlara inandırıyorlardı. Birtek anlayanlar biliyordu nasıl olabileceğini ve neden zannedildiği gibi olmadığını."
İnsan sanki sihirli bir asma salıncakta gibidir. Karaları aşar, sularda yüzer, uzayda uçar... Ama yine de kasabasına, bahçesiyle, meyvelikleriyle, erikleriyle beyaz evine sımsıkı bağlı kalır.
Ertesi gün yine herşey eski halini aldı. Videgradlilar mutsuzluğu hatirlamasini sevmezler, hiç birşeye de önceden üzülmek adetleri değildir. Gerçek hayatta zaman zaman böyle durgunluk çağları vardır. Onu hiç bir zaman erisilmeyen güvenilir bir hayatın özlemiyle karartmanin anlamı yoktur.
Birlikte geçirilen bir felaket kadar insanları birbirine bağlayan hiçbir şey yoktur. Anılar bitip tükenmiyor ve bunları sıralamaktan hiç yorulmuyorlardı. Birbirlerinin anlattıkları ile anılar tazeleniyor, akları sararmış yaşlı gözlerle birbirlerine bakıyor ve orada gençlerin duyamayacakları şeyleri görüyorlardı.
Çünkü Mayalar mekanın bir sınırı oldugunu ve zamanın bir sınırı olmadığını çok iyi biliyordu. Daha doğrusu Mayalar, zamanın üç boyutta olculemeyecegine, zamanın yalnızca bilince dört boyuta ait olduğuna ikna olmuşlardı.