Kırmızı Saçlı Kadın, bende yeri çok ayrı olacak kitaplardan biri oldu sanırım. Olay örgüsü, değinilen efsaneler, yapılan betimlemeler muazzam. İlk aşkın heyecanını hissettiren bir kitap. Babası tarafından terk edilen Cem’in kuyucu çırağı olarak Güngören’e gitmesi ile hikaye başlıyor diyebilirim. Gelecekte ne olmak istediği ve neyi tercih edeceği ile ilgili ikilemler var ki bunu biz de hayatımızda yaşıyoruz. Bazen yaptığımız tercihleri aradan zaman geçmesine rağmen hala düşünüyor, sorguluyoruz. Bazen keşke diyoruz. Bazen de irademizi görmezden gelip kadere bağlıyoruz. Bir şeye çok inandığımızda o gerçekten oluyor mu? Ya da olabilir mi? bunu sorguladım kitabı okurken. Eğer bir hata yaptıysak, ya da yapmak üzereysek ki bence bazı zamanlar bunu hissediyoruz. O hatanın sonuçlarından kaçmamalı zararı en aza nasıl indirgemeli bunun için çabalamalıyız. Çabamızı kimse fark etmese bile... Belki yıllarımızı alacak kötü bir düşünceden kurtulmak için. Kendimize olan güvenilirliğimizi hep diri tutmak için çalışmayız. Kitabı okurken olabilecek tesadüfleri tahmin ediyorsunuz çünkü yazar bence bunu istiyor, tahminlerim doğru çıktı fakat bir sonraki sayfaya duyduğum merak azalmadı. Bu kitabı tekrar okuyacaklarım listesine koydum bile :)