Babamız yüce Enlil, Nippur'dan bütün ülkeyi gözler; diğer Tanrılarımıza yapacakları işler için emirler verir buradan. Tanrılanmız bir konu üzerinde karar alacakları zaman, Enlil babamızın başkanlığında Nippur'da toplanırlar. Enlil babamızdır; yeryüzünü, gökyüzünü meydana getiren. Çok çok eskiden, her yer, her taraf dipsiz bucaksız, Tanrıça Nammu adıyla bir denizmiş. Günlerden bir gün Tannça bu denizden koskoca bir dağ doğuruvermiş. Bunu gören yüce Enlil hemen onun arasına girerek dağı ikiye ayırmış. Onun üst kısmı gökyüzü, alt kısmı da yeryüzü olmuş. Gökyüzünü, adı "gök" anlamına gelen Tann An almış. Yeryüzü de "yer" anlamına gelen Tanrıça Ki ile Enlil babamızın olmuş. Ki yeryüzünün toprağı, taşı; yüce Enlil de soluğu nefesi, havasıdır. Zaten adı da "havanın beyi" anlamına geliyor ya! Hava olmazsa soluk alabilir, yaşayabilir miyiz? Onsuz hiç ama hiçbir canlı yaşayamaz. Bize göre yüce Enlil'siz ne kentler kurulur, ne yerleşmeler olurdu. Ne ahırlar, ne ağıllar yapılırdı; ne kral olur, ne rahip doğardı. Denizin balıkları kamışlığa yumurtlayamaz, kuşlar yuva yapamaz, bulutlar suyunu bırakamazdı. Nehirlerin kabaran suları taşmaz; bitkiler, ağaçlar büyüyemez; tarlalar tahıl ile dolmazdı.