Birdboy, yaşamın iğrençliklerinde kendin olmak ve yalnızlığına, kendine, herkese savaş açmak ve yine de var olmak. Ölümüne ve yaşamına rağmen var olmak ve iz bırakmak, ışık saçmak.
Ve her insan, içinde teımel yedi erdemi ve karşıtı yedi erdemsizliği taşır: Kendini beğenmiştir ve alçakgönüllüdür, obur ve kanaatkardır, kösnül ve edeplidir, kıskanç ve iyilikseverdir, cimri ve eli açıktır, tembel ve çalışkandır, öfkeli ve acı çekendir. Ve kendisinden diktatör de köle de, katil de aziz de, Kabil de Habil de yaratır.
Balzac ne vur patlasın çal oynasın yaşam süren bir insandı ne de başkalarında gördüklerini ya da onlardan duyduklarını not ederek zaman öldürüyordu. Dünyayı kendi içinde taşıyordu.
Bir gerçek adam, bir anda, bir tümceyle bir çığlıkla keşfedilir. Shakespeare'de olduğu gibi. Onu keşfedip yarattıktan sonra, büyük bir olasılıkla onun kendisini tanıdığından daha iyi tanıyacaksınız onu.
"Augusto Perez sensin ha!" denecek bana. Ama hayır!
Gerçek olan şu ki, bütün roman kişilerimi, yarattığım bütün kahramanları - koca bir ahali- ruhumdan, içten gerçekliğimden çıkarmış olmamdır, bizzat ben olmaları başka bir şeydir. Çünkü bizzat ben kimim? Miguel de Unamuno imzasını atan kimdir? Sahi... kişilerimden birisi, yaratıklarımdan birisi, acı çeken kahramanlarımdan birisiyim. Ve bu, sonuncu ve en içten olan ben, çok üstün olan, olağanüstü ben - ya da kendiliğinden var olan- kimdir?
Tanrı bilir... Belki de bizzat Tanrı...
Pekala, bir insan, var olmak isteyen ya da var olmamak isteyen gerçek bir insan bir simgedir , bir simge de bir insan olabilir. Ve hatta bir kavram. Bir kavram, kişi olabilir. Ben hiperbolün bir kolunun asimptotuna dokunmak isteyeceğini -hem de öyle ister ki!- ama başaramayacağını sanıyorum ve hiperbolün asimptotu ile umutsuzca birleşme isteğini duyumsayan geometri bize hu hiperbolü bir kişi, trajik bir kişi gibi yaratacaktır. Ve elipsin iki merkezi olmasını istediğini sanıyorum. Ve trajediye ya da Newton'un binom öyküsüne inanıyorum. Bilmediğim şey, New ton'un bunu duyumsayıp duyumsamadığıdır.