"Milliyetçilik Osmanlı Imparatorluğu'na Batı Avrupa'dan ithal edilen bir felsefi kavram olduğu şüphe götürmez, fakat imparatorluğun içindeki gelişmesi kendine has bir özellik göstermiştir. İlk belirtileri Batı'daki gibi etnik kökene dayalı milliyetçilik yerine, Osmanlılara has olan, dine dayalı 'millet' tanımına daha çok bağlıydı."
Daha önce Halid Hüseyin'in "Uçurtma Avcısı" kitabını okumuştum ve bu kitapla da aralarında fazlaca benzerlik gördüm. Afganistan'ın dram dolu hikayesini bu seferde iki kadın karakter üzerinden anlatıyor. Afganistan'ın yanında bu sefer farklı olarak temel aldığı şey toplumun gözünden Kadını resmetmek. Okurken çoğu yerde ne kadar da doğru ister Afganistan olsun ister başka bir ülke, Dünya'nın bir çok yerinde kadının küçümsenen bir varlığı var malesef. Gerçek, tamamen hayatımızdan alıntı hala bir yerler bu hikayeleri yaşayan insanların olduğunu bilerek okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bence tam bir saçmalık bütün bu ben Taciğim, sen Peştunsun, şu Hazara, bu Özbek lafları. Hepimiz Afganız, önemli olan tek şeyde bu. Ama bir gurup ötekine bu kadar uzun süre tahakküm ederse ... Hor görmeler, aşağılamalar başlar.
"Bunu öğren, iyice kafana sok, kızım" dedi Nana. "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir."