Gökyüzünde bir beyaz güvercin, ağzında bir zarf... Muazzez, Muazzez diye kanat çırparak iniyor gökten aşağıya. İsminde üç kuş çırpınışı var senin, Mu-az-zez diye uçuyor güvercin. Yüreğim ağzımda bekliyorum aşağıda. Gelip, uzattığım elime konuyor sanki, gagasındaki zarfı bırakıp gidiyor. Giderken ne dediğini duymuyorum, çünkü o sırada yanıyorum Muazzez... Zarf kapalı, dudaklarınla mühürlemişsin, mührü öpüyorum önce. Sonra diyorum "Buraya dudağı değdiyse, şuraya da parmakları değmiştir, üstüne kokusu sinmiştir". Zarfın tamamını öpüyorum Muazzez, zarfı koynuma alıp yatasım geliyor, zarfın elinden tutup gezesim, zarfla çay içesim, zarfa Muazzez diyesim geliyor... Sonra açıyorum, içinden gelincik tarlaları çıkıyor sanki, sıcak rüzgarlar esiyor, şelaleler akıyor, kuşlar şakıyarak çıkıyor, içinden sen bakıyorsun Muazzez. Tarlalarda koşup şelaleler geçtikten, kuşları savıp seni öptükten sonra okuyorum yazdığını. Beyaz kağıda altın yaldızla yazmışsın vicdansız." İyi ki bitmiş..."