Eda

Puan vermedi·188 syf.··
2021 2. kitabı
Kitap alışverişlerimi defterimdeki listeme göre yaparım fakat incelemesini yaptığım bu kitap listemde yoktu. Annemin listesi sayesinde bu kitabı okudum ve kitabı rafa kaldırdığımda bir bağ kurduğumu anladım. Bu kitap cinsiyetçiliği, toplumsal sınıf farkını, geleneklerin karanlık tarafını ve daha fazlasını hatırlatıyor. Kitapta bizleri umudunu kaybetmeyen üç güçlü kadın karşılıyor, üç farklı hayat, üç farklı kıta ile birçok sorunu görüyoruz bu ödüllü kitapta. Sorunları karakterlerin hikayelerinde görmek, yazarın dili ve üslubu ile daha etkileyici oluyor. Çok fazla ayrıntı vermeden karakterleri sizlere anlatmak istiyorum. Kitapta karakterler birbirlerinden çok farklı hayatlar yaşamakta bu yüzden bölümler karakterlere göre ayrılmış. Kitabı okumaya başladığınızda Smita karakteri ile başlıyorsunuz.   Badlapur Köyü, Uttar Pradeş- Hindistan Smita bir Dalit, Hindistan kast sisteminin en alt tabakasından. Dalitlerin yaşam tarzını araştırdığımda sistemin en alt tabakası değil, sistemin dışında olduklarını söylemek mümkün çünkü bu toplum Hintlilerin yapmaktan iğrendiği, pis gördüğü bütün işleri yapıyor ve toplumdan dışlanıyor. “Dalit” kelimesinin anlamı “dokunulmaz” çünkü bu sistemin içinde bulunan insanlar tuvaletlerin temizlenmesi, ölülerin gömülmesi, fare avcılığı gibi işleri yaptığı için pis görülür, dokunulamayacak kadar pis… Psikolojik şiddet ve ayrımcılığa maruz kalan Dalitler istediği tapınakta ibadet edemezler, her kuyudan su çekemezler ve çocukları eğitim göremez. Smita’nın da mücadelesi bu yönde kızı için bu sisteme baş kaldırıyor. Kızının okumazsa bu sistemin bir parçası olmasından korkuyor bu yüzden Smita’nın savaşı biricik kızına kurduğu hayalleri ile başlıyor. Palermo, Sicilya Kitabın bir diğer güçlü kadını, Guilia. Babasının saç atölyesinde çalışan genç bir
Saç ÖrgüsüLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 202017,7bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·424 syf.··
2018 10. kitabı
Tren İstasyonları, havaalanları, dolmuş durakları... Birçok insana ve onların hikayelerine ev sahipliği yapan bu mekanlar, bulunduğu konumda ne çok hareketlidir değil mi? Ayrılık, kavuşma gibi bir çok güçlü duygulara şahitlik ederler. Bazen sevdiğimizi bize kavuşturacak bir otobüsü bazen de yeni bir hayata adım atmamızı sağlayan trenin istasyona varmasını, hayallerimize doğru uçan uçağının piste inmesini bekleriz. İşte bu kitapta birbirinden güzel on farklı kalem aynı mekanda yani görkemli bir tren garında geçmekte olan on farklı hikaye ile yüreklerimize dokunur. "Kalbimde bir kıpırtı hissettim. Sanki bahçende çok güzel bir kelebek bulmuşsun da üç saniye içinde uçup gideceğini biliyormuşsun gibi." Kapağında Kristin Hannah ve Sarah Jio’yu görmemle merakla aldığım bu kitap tüm dünyada kitapları çoksatan listelerinde yer alan on yazarın Grand Central Terminal’inde geçen hikayelerini ele alıyor. II. Dünya Savaşı sonrası insanların hayatlarına devam etme mücadelelerini ve savaşın geride bıraktığı umutlarına sahip çıkma çabalarını yazarların etkileyici kaleminden hissetmek mümkün. "10 kadın yazar, 10 öykü, 1 terminal. Değişen dünya, düzen ve insanlar... İkinci Dünya Savaşı sonrasını anlatan, yüreğinize dokunacak farklı yazarların elinden çıkmış bu on öyküde, birbirine teğet geçen hayatları keşfettikçe yazarların uyumundan ve ustalığından etkileneceksiniz." Kitap konu ve zaman dilimi olarak II. Dünya Savaşı’nı ele alsa da bize savaş meydanlarını değil en az cephelerdeki askerler kadar savaşa göğüs geren kadınları anlatıp tanımamıza yardımcı oluyor. Savaşın geride bıraktıkları ile hayatı devam ettirme mücadelelerini, kayıp giden hayatlar karşısında yeni adımlarını görüyoruz. Bu güçlü kadınlar bombanın yaraladığı topraklara umut ve sevgi ekiyorlar. Savaşa dair kitaplar
Yitik Kalpler İstasyonuKristin Hannah · Pena Yayınları · 20161,625 okunma
Puan vermedi·196 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2020 23:46
Aylar geçsin ve günler sonra bu kitabı tekrar elime alayım. Yüzümde bir gülümseme, yüreğimde hoş bir his belirsin. Son adaya, son insani köşeye sığınayım. Livaneli’nin kitapları arasında ilk üçe girer dediğim hatta okurken dünya klasiği okuyormuş hissini veren naçizane bir roman. Söylenecek o kadar çok şeyim var ki. Bütün hissiyatımı kendime saklayıp sizlere ‘’Sadece oku, lütfen.’’ diye minicik bir inceleme yazmam haklı bir davranış olur. Fakat yazmazsam delirirdim kalıbına sığınarak inceleme yazıma başlıyorum. Sade bir dil, yoğun duygular eşittir güçlü bir kalem. Konusu çizgisi dışında fakat kendi tarzında. İlk sayfalarda ütopik bir dünya ile başlasa da distopyaya geçiş yapan bir konu. Herkesin hayalini kurduğu ada, mekanımız. Karakterlerimizin isimleri yok çünkü isimleri boşver meseleye odaklan dermişçesine akıp giden satırlar sizi bir çırpıda son adadan son sayfaya ulaştıracak. Siyaset konuşulmayan bir evde büyüdüm. Bu yüzden siyaset kavramı hep ilgim dışında oldu. Nerede siyaset konuşulsa koşar adımlarla uzaklaşıyorum. Bu kavram açıldığı masada ses tonlarını farklı bir boyutta taşıyıp ortamı siyaset meydanına evirebiliyor hal böyle olunca insanoğlu anlatmak istediği konuda dinginliğini koruyamıyor. Ama yazarımız bu konuyu anlatırken sade ve huzurlu bir ortam yaratması ve anlatmak istediği duyguları yalın, akıcı bir dil ile anlatması tam olarak okuduğum en güzel kitaplardan biriydi diyebileceğim bir eser. Öyle ki dil ne kadar yalınsa yaşattığı duygularda bir o kadar kuvvetliydi. Bundan sonra ki yazdıklarım kitabı okuyanların okumasını tercih ettiğim satırlar. Yıllar önce dershaneye gittiğim yolda uzunca selvi ağaçları eşlik ederdi. Gün batımı, bulutlar eşsiz bir karşılıklı dizilen selvi ağaçları güzel duygularıma da şahit olmuştu. Onların kesildiği zamana denk
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2019 19. kitabı
Martıların en özgür ruhlusu Jonathan Livingston. Jonathan adında ki bu martı diğer martılara benzemez. Sürüden ayrı takılıp onun standartlarına uymayan bir uçuşu kendine uydurmayı çalışır. Hayatının balıkçı teknelerinden atılan, bir kaç yiyecekten ve binlerce martının bir lokma için verdiği bu mücadeleden ibaret olmadığını düşünür . Düşüncesine, davranışları ile destek çıkan bir martının öyküsü anlatılır bu incecik fakat anlam dolu kitapta. “İnsan insan mıdır, yalnızca yiyip içmek ve uyumakla geçiriyorsa hayatı?” der Shakespeare. Yazar Richard Bach de tam olarak bunu sorgular kitabında. Martı ile insan hayatını birleştir. Ve bunu öyle bir yapar ki martının hayatını okurken bir anda kendi hayatınızı sorgularken buluverirsiniz. Yazar Martının özgür ve genç ruhunu anlatırken zihnimizde ki zincirleri, toplumun ön yargılarını, sıradanlıkları, sürü psikolojisini ve daha bir çok konuyu yalın anlatımı ile derinden anlatıyor. İnsanoğlunun yaşam mücadelesinde benliklerini kaybettiğini ve tekdüze varlıklar olduğunu Jonathan ile birlikte sorguluyorsunuz. Farklılıkların kötü olduğunu düşünenlerin ne kadar da yanlış düşündüklerini görüyorsunuz. Sınırların sadece zihnimizde olduğunu kavradığınız zaman ise özgür ruhunuza dokunabiliyorsunuz. Martı Jonathan’ın sınırları yoktur, özgür ruhu ve zincirlerini kırıp attığı zihni ile topluma ışık tutabilecek genç bir martıdır. Hayatının amacının uçmak olduğunun farkında fakat uçma eylemini balıkçı teknelerinden atılan bir kaç lokma yiyecek için verilen mücadele ile harcamamaktadır. Sen sıradan bir martısın düşüncelerine bütün varlığı ile karşı çıkmıştır. Kendini keşfetme hevesiyle hep bir adım ötesine gitmeyi düşünmüş ve pes etmemiştir. Ondandır ki toplumdan dışlanmış ve sürgün yemiştir ama o doğruları ile direnmeye devam etmiştir. Bu sürgünün
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 202080,3bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2019 1. kitabı
Ruhunuzu nasıl doyurursunuz? Onu ne ile beslersiniz?. Ben ruhumun, okuduğum bir kitapla, izlediğim bir filmle ya da dinlediğim bir müzikle beslendiğini düşünüyorum. Ve geçenlerde rastladığım bir makale de ruhlarımızın masallara ihtiyacının olduğunu söylüyordu. Bu düşünceye tüm benliğim ile hak verdim ve masalların sadece çocuklara özgü bir yazı türü olduğu düşüncesinden çıktım. Şimdi ise büyüklere özgü masal niteliği taşıyan ve adını sıkça duyduğumuz bir kitaptan bahsedeceğim. Shakespeare’in naif ruhuna satırlarından dokunmak mümkün. Ünlü yazar kelimeleri öyle bir dans ettiriyor ki satırlarında kendinizi heyecanla koşar adım ilerlerken buluveriyorsunuz. Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı komedyasında ise kendinizi tiyatro sahnesine atıyorsunuz. Ben kitabı okurken evde kaç tur attığımı ve replikleri canlandırma çabalarımı düşündükçe o satırların nasıl da ruhumu okşadığını fark ettim. Bundandır ki bir solukta bitti kitap ve gerisinde bu oyunu sahnede izlemeliyim diyen güçlü bir istek bıraktı. Shakespeare’nin romantik komedi tadında olan bu tiyatro eseri aslında alıştığımız bir konuyu ele alıyor. Birbirini seven fakat kızın babasının onay vermediği bir ilişkiyi anlatıyor bizlere. Lysander ve Hermia birbirlerine aşkla bağlanmış bir çifttir fakat Hermia’nın babası kızını Demetrius ile evlendirmek istemektedir. Demetrius ise başlarda Helena ile birlikte olup sonradan gönlünü Hermia’ya kaptırmıştır. Bu ilişkileri farklı kılan ise perilerin, büyücülerin varlığı ile hikayeye destek çıkılmasıdır. Bu ünlü eser bizlere rüya tadında bir aşk hikayesini anlatsa da, eserde birey ve toplum eleştirisini karakterler üzerinden verdiği mesajlarla alıyoruz. Okurken keyif aldığım bu kitabı tek solukta okumanızı tavsiye ederim. Size kitabın adı gibi güzel duygular yaşatacağına eminim.
Bir Yaz Gecesi RüyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,9bin okunma