“Hobbes’un Leviathan-öncesi dünyasını hatırlayalım; siyasetten ve siyaseten tasarlanmış ya da doğmuş iktidarlardan bihaber bir savaş meydanı: Özel olarak kimsenin yönetmediği ve özel olarak da kimsenin hedeflenmediği, herkesin herkesle savaşı… Bu hissimize bir isim koyamasak bile, hissediyoruz ki, dünyamız -insani bağların zayıfladığı bir dünya, siyaset ile iktidar arasındaki ilişkinin koptuğu bir dünya- yeniden bir savaş meydanıdır: Özel olarak kimsenin yönetmediği ve özel olarak da kimsenin hedeflenmediği, herkesin herkesle savaşı… Eskisinden farklı olarak artık üzerimizde devletin verdiği üniformalar yok, ayrıca yeni bir simimiz var: “Rekabet halindeki bireyler”…
“Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.”
“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz.”
“Öyle olsun,” dedi Vahşi meydan okurcasına, “mutsuz olma hakkını istiyorum.”
“Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, “Hepsini istiyorum,” dedi