İnsan yumuşak ve esnek doğar, ölünce kaskatı ve serttir.
Bitkiler yumuşak ve bükülebilir doğar, ölünce kırılgan ve kurudurlar.
Yani her kim sert ve katı ise ölümün mürididir.
Her kim yumuşak ve uysal ise yaşamın mürididir.
Sert ve katı olan kırılır.
Yumuşak ve esnek olan galip gelir
-Lao Tzu
Sert bir karakter oluşturursan karakterine ters ama doğru bir durumda karakterini yıkman gerekir, ancak eğer uyum sağlayabilen tanımlamalar ile dolu bir karakter oluşturursan sadece doğru olan yöne doğru eğilmen yetecektir.
İkisini de birer saat arayla iki farklı kadına demiş olsan da güzel demişsin Romeo.
"Eşsiz güzellikte bir kadın göster bana,
Ancak vesile olur anımsatmaya,
Kimin ondan da güzel olduğunu."
"Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi,
Yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan:
Biz dönünceye dek siz parıldayın diye.
Gözleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde,
Utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı,
Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı."
"İnsanlar yalnızca kitaba girmiş tanıklıklara önem veriyor; kitaba girmedikçe bir doğruyu geçerli saymıyorlar. Budalalıklarımızı harflere dökünce saygınlaştırmış oluyoruz! Okudum demek, birinden duydum demekten daha geçerli. Ama ben insanların ellerini ağızlarından daha güvenilir bulmadığım, konuşurken saçmalamadığımız kadar yazarken de saçmaladığımızı bildiğim için Aulus Gellius ya da Mavrobius’un yazdıkları kadar ben de gördüklerimi öne sürebilirim. Sık sık söylerim, örneklerimizi hep yabancılardan ve okul kitaplarından vermemiz ahmaklıktır diye. Örnekler, Homeros’un, Platon’un zamanında olduğu kadar bugün de boldur. Ama biz düşüncenin doğruluğundan çok, örneklerin gösterişi peşindeyiz; kanıtlarımızı kitapçı dükkânlarından çıkarmak, kendi köyümüzde gördüklerimizden çıkarmaktan daha üstün gibi gelir. Belki gözümüzün önündekileri ayıklayıp değerlendirmeye, onları eleştirip örnek haline getirmeye yatkın değil kafamız. Çünkü, kendi tanıklığımıza güvenecek kadar bilgin ve yeterli değiliz dersek, yersiz söz etmiş oluruz. O kadar ki, bence en orta malı, en çok bilinen, en gösterişsiz şeyleri kendi özellikleriyle görebilirsek, onlardan doğanın en büyük mucizelerinin, örneklerin en zenginleri çıkarılabilir, özellikle insan eylemleri konusunda."
“Her gün şehirlerinin delikanlılarını çıplak güreşirken ve yarışırken görüyorlardı. Yürürken kendileri de bacaklarını kapamaya çok önem vermiyorlardı; çünkü, Platon’un dediği gibi: ‘Namusları, yeterince örtüyordu onları.’ ”
-Sayfa 58
“Ancak küçük ruhlu insanlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.”
-Sayfa 60
“Kuşandığımız zırhların yüreklerimizi katılaştırması gerekli değil; sırtımızın katılaşması yeter.”
-Sayfa 85
“Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman
Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam.”
-Sayfa 88
“Söyledikleri dünyanın düzensizliğine ve kıyamet gününün yaklaştığı gibi şeylermiş.”
“Din sahtekârları hep bu konuları işler, bu perde arkasında kolayca saklanırlar.”
“Şu anda o zavallı gençler hapsediler ve herkesin budalalığının cezasını onlar çekecekler; belki bir yargıç da kendi budalalığının öcünü onlardan alacak.”
-Sayfa 90
“Büyük yazarlar, olayların nedenleri üstüne yazarken, yalnız en doğru bildikleriyle yetinmez, bir ince buluş, bir güzellik getirmek koşuluyla, inanmadıklarını da yazarlar. Ve bu da kolayca doğrulanabilir. Bir şeyi ustaca söylediler mi, yeterince doğru ve yararlı konuşmuş olurlar.”
-Sayfa 91
“Her şey öyle ayrı, öyle değişik ki
Kimine besin olan, kimine zehir
İnsanın tükürdüğü bir değdi mi yılana
Olur çok kez yılan, yer bitirir kendi kendini.”
-Sayfa 94
“Peki, ama bu ayrılıklar karşısında doğruluk hükmünü kim verecek?Din kavgalarımızda hüküm verecek adamın hiçbir mezhepten olmamasını, hiçbir tarafa bağlılığı, eğilimi bulunmamasını isteriz, öyle adam da Hristiyanlar arasında bulunamaz.”
“Demek öyle biri gerekli ki bütün bu durumların dışında olsun, insanların sordukları şeylerin hiçbiri kendisiyle ilgili olmasın. Yani olmayan bir yargıcın olması gerekli.”