Genel Rus siyasetine uygun olarak müdafaasız köyler zapt ediliyor, silahsız halk katlediliyor ve tecavüze uğruyordu. Hatta, Balkanlar'da "Müslüman soykırımı" yapmak isteyen Rusya, Bulgartarla Türkler arasında yapılacak herhangi bir anlaşmaya izin vermediği gibi, askere alınmayı reddeden itaatsiz Hıristiyanları da cezalandırmaktan geri durmamaktaydı.
Bolca hüzün, bolca keder ile karşınızdayım!
Aslında insan düşünmeden edemiyor, milliyetçilik duygusu neler yaptırabiliyor öyle? Savaşlar, ihtilaleller, aydınlanmalar(?), bağımsızlık mücadeleleri! Iyi bunlar tamam da! Insan nasıl böyle vahşi olabilir ? Kitabın bir bölümünde bir tanık aktarıyor kısaca diyor ki "400 kadar çıplak ceset vardı muhtemelen açlıktan ve soğuktan ölmüşlerdi grupta sadece küçük bir çocuk kalmış bir kenarda ağlıyordu". Insanın vicdani neredeydi?
Yine bir başka bölümde Edirne kuşatmasında çevrede çok gözlemci olduğu için (!) katliamlarin az olduğunu aktarıyor. Ardından da diyor ki burada Bulgarlar yerli Hıristiyanları zapt etmek zorunda kaldı çünkü asıl yagmayi onlar yaptı. Bir düşünün yıllarca birlikte yaşadığınız insanlar tarafından hirplalandiginizi. Ne yazık ki bu konuda duygusal davranmadan edemiyorum. Kitap hem kullanılan kaynaklar bakımından, hem çevirisi bakımından oldukça sürekleyici. Yazarı ve çevireni tebrik ediyorum. Herkese iyi okumalar.
"Ah kızım, ah" dedi, sabırsızca dizlerimin üstündeki not defterimi eliyle örterken, 'yanmış kulübelerle gırtlakları kesilmiş insanlar hakkında yazıp çizmenin anlamı nedir ki? Artık onlann hiçbiri geri gelmez. Bu yazdıkların karnımızı mı doyuracak, üstümüzü mü örtecek yahut bizi
yaşatacak mı? Üç bin sığırı ve koyunu olan köyde ... yumurtlayacak bir tavuk bile kalmadı. İhtiyar kocamı ve Yunanlıların sakat bıraktığı kızımı nasıl doyuracağım? Karnımızın içindeki şu aç kurdu susturmak için kaynattığımız yapraklara ekecek tuzumuz bile yok. ...