Ölen adama ve doğan çocuğa “bel, bel” bakıyoruz. İçimizden bazıları bu vakaları kayda geçiyor, istatistik çoğalıyor. Eşini kaybeden değil, işini kaybeden ağlıyor.
İnsanlık acaba ve sadece bir alışkanlık mı? Gözyaşı ve gülücük ademoğlunun edebi özelliği olmaktan çıkıyor mu. O kopyalanan koyunlar, insan-robot karışımı film kahramanları bir haykırışın, bir çırpınışın, bir özlemin ifadesi mi? İnsanoğlu bedeninden, ruhundan, yaşayıp durduğu yeryüzünden çıkıp gitmek mi istiyor?
Özgürlük denilen bu mu?
Yoksa gaflet giderek koyulaşıyor mu?
Evet, insanların vakti yok; bakıp geçiyorlar.
Veya durup bir süre seyrediyorlar.
Tefekkürün, künhüne varmanın, anlam aramanın, eleştirinin, itirazın hatta sözün yeri kalmadı.