Lizzie Connolly ile mutlu olabilirdin be abi.. Sade, saf ve gerçekçi bir sevgiydi bence o kızınki. Ruth, hep değiştirmek, dönüştürmek istedi Martin'i. Ailesine, burjuva kesimine, aldığı eğitime göre yontmak istedi hep. Asla olduğu haliyle kabul etmedi.
Hikaye denizde başladı denizde bitti. Sonu çok etkileyiciydi. Başlarda Ruth'a olan aşkıyla dolu sayfaları çevirirken çok bunalmıştım. Bir insanı bu kadar sevmek, ilahileştirmek, tüm hayatının merkezi haline getirmek, geleceğini ona göre şekillendirmek, benliğini, hayallerini, yaşamını değiştirmek başlarda çok ürkütücü, anlamsız hatta rahatsız verici gelmişti. Gerçi bu düşüncem hala değişmedi sadece ilerleyen sayfalarda iyi ki kitabı yarıda bırakmamışım dedim. Karakterle ne kadar zıtlaşsam, çatışmalar yaşasam da gelişimini izledikçe hayranlık duymaya başladım. Bir karakter ancak bu kadar güzel işlenebilirdi gerçekten.
Kitabın kapağını kapattığımda gerçekten sorguladım. Tavanı, duvarı izlerken sürekli düşündüm. Uzun zamandır böyle hissettirmemişti hiçbir kitap. Sonu çok rahatsız etti belki de gerçeklikten korktum. Felaket etkileyiciydi bence sonu. Gerçekten denizde başladı denizde bitti. Özgürlüğünü yine denizde buldu Martin. Bence kendi benliğine geri dönüşünün bir simgesiydi son sahne.
Beni en çok etkileyen konulardan biri Martin' in zengin olduktan, şöhrete kavuştuktan sonra insanların ona karşı olan davranışlarının yüz kızartan cinsten değişmesi oldu. Gerçek olması can sıkıcı ama gerçek işte. İnsanlar paraya, şöhrete tapıyor. Tıpkı Martin gibi ben de kendi kendimce sayıkladım. O hala aynı Martin' di, yazdıkları, düşünceleri hiçbir şeyi değişmemişti işte.
Bir diğer konu, Martin' in Ruth'a olan sevgisi...Beni hep rahatsız etti bu sevgi. Birine bu kadar bağlanmak... Kendi karakterinden, benliğinden vazgeçmek... Tüm