Hayatım durma noktasına gelmişti. Soluk alabiliyor, yiyebiliyor, içebiliyor, uyuyabiliyordum. Bunları yapmamak zaten elimde olan bir şey değildi. Ama yaşamıyordum. Çünkü gerçekleştirmeyi mantıklı bulabileceğim hiçbir arzum yoktu.
İlkin önemsiz rahatsızlık belirtileri ortaya çıkar -ki hasta kişi bunları hiç umursamaz- sonra bu belirtiler gitgide daha sık ortaya çıkmaya başlar ve birleşerek kesintisiz bir ızdırap sürecine dönüşür. Izdırap artar ve hasta adam ne olup bittiğini anlamadan, ufak bir rahatsızlık sandığı şey, onun için çoktan dünyadaki en önemli şeye -ölüme- dönüşmüştür bile.
...ve dergide üstünkörü kaleme alınmış olan yazılarım o kadar iticiydi ki hastalandım. Hastalığım fiziksel olmaktan çok ruhsal bir rahatsızlıktı. Her şeyi bir kenara bırakarak taze hava solumak, kımız içmek ve sadece hayvanlar gibi bir hayat sürmek için bozkırlara, Başkırların yanına gittim.