Hayatı boyunca yapmak istediği tüm iyiliklerden men edildikten sonra iyi biri gibi hatta biraz bile iyi hissetmesi olanaksız artık. Yolculuğu sürdürebileceği bir rota kalmadı. İyiliği içinde kaldı, hapsoldu, iltihaplandı ve sonunda daha da tuhaf bir şeye dönüştü. Eh madem acı çekmek bu o zaman bırakın bana ait olan acıyı çekeyim. Benden geride kim kaldıysa bırakın acıma sahip çıksın.
Sessizce sırtını yatak başlığına yaslıyor bir zamanlar yatağın ona ait olduğu tarafındayken. Solan gün ışığı, yanında onun sıcaklığı ve derin soluk sesleri. Birden içinde inanılmaz bir pişmanlık hissediyor. Sanki her şeyi yanlış yapmış gibi hissediyor. Göğsündeki başı şimdi daha ağır. Nabzını sayıyor istemsizce. Huzurlu bi uykuda şimdi.
Uyukusuzlukla mücadele ederek geçirdiği ilaçlarla dolu haftalardan sonra artık onun sabah kahve makinesini açışını duyduğunda uyanıyor, makinenin alçak sesli tangırtıları duvarın diğer tarafından geliyor. Öyle yoğun ve eksiksiz bir huzur içinde ki ağlayası geliyor. Hiçbir şey düşünmeden onu dinleyerek tavanı izliyor her sabah.
Acı çekiyor, evet. Sık sık ıstırap duyuyor, her şeye sıklıkla pişman oluyor ve kalbi sıkışıyor. Fakat hepsi tahammül edilir şeylermiş gibi geliyor. Dayanılabilir, dayanmak zorunda. Duruyor, adını koy artık. Yas tutuyorsun...