“Çocukken” dedi bana,”muhtemelen kötü şeyler yaparsan cehenneme gideceğin söylenmiştir, değil mi? Cehennem diye bir yer yok, birilerinin kasten uydurduğu şeyler. Tamamen zırva. Hiçbir şeyin anlamı olmadığı için böyle kavramlar uydurmak zorunda kaldılar” diye güldü.”Zayıflar gerçekle başa çıkamaz. Hayatta hiçbir şeyin anlamı olmadığı gerçeği bir yana, acı ya da üzüntüye bile başa çıkamazlar.”
“Profesör de Endymion gibi kaderini bilmekten korkuyordu. Hayat bilinmez olmalıydı; nasıl yaşayacağını, ne zaman ka za geçireceğini, hangi hastalıklara yakalanacağını, nasıl öle ceğini bilen bir insan, Endymion'un kaderini paylaşıyor de mekti ve dünyadaki hiçbir ölümlü, bu yükü taşıyamazdı.
Bu bakış açısı Profesör'ün hayatını altüst etmiş, çevresi ne bir kale gibi ördüğü güvenlik unsurları onu boğar olmuş tu şimdi. Çünkü biliyordu ki ömrünün sonuna kadar aynı ev de oturacak, aynı koltukta televizyon izleyecek, aynı lokanta larda yemek yiyecek, aynı kişileri görecek, aynı sözleri söy leyecek ve sonunda bir gün, her gün geçtiği sokaklardan çıl gın bir ambulansla geçerek hep gittiği hastaneye götürülüp orada ölecekti; ya da hastaneye gitmeye fırsat kalmadan, o Dunlopillo yatak ya da Ligne Roset koltuklardan birine yığı lıp kalacaktı. Dolayısıyla evine onca severek aldığı yatak ve mobilya birer konfor ve zevk aracı olmaktan çıkıp geçici bir tabuta dönüşüyordu.”
Şüphesiz ki yarın sabah bu yaptığı şeylerden iğtenecek, bu geceyi israf edilmiş bir zaman gibi adedecek ve kendisini küçük bulacaktı. Fakat ne çıkardı? Bir gece için, ne olsa affedilirdi, mademki eğleniyordu ve mademki eğlendiğini bilerek hesaplı bir surette eğleniyordu, o halde bu eğlence onun için iki kattı.