Çoğu anın özünde aynı olması, sıradaki anın tamamen farklı olabileceği ihtimalinden zerre bir şey götürmüyordu. Yani sıradan olana gözünü kırpmadan dikkat etmek gerekiyordu. Can sıkıntısı içinde geçen herhangi bir saat kendi türünün son örneği olabilirdi.
Bir kız kardeşe ya da arkadaşa sahip olmak geceleyin ışıkları yanan bir evde oturmak gibidir. Dışarıdakiler canları isterse sizi seyredebilir, ama siz onları görmek zorunda değilsinizdir.
Kendine bir kez çıplak gözle görebilse insan, bir bakabilse yapamadıklarına değil bu hali ile yapabildiklerine şaşar. Bir kez gerçekten görebilse olmuşu, verilmiş, olabilecek her şeyin aşinası olur artık.
Dünyadaki bunca fırtınanın hiç çıtı yok mu, öbür tarafa gidince zaten bunlar ve bunların çok iyisi orada bize söylenmeyecek mi, biz buradan oraya ne götüreceğiz, kimin sesiyle gideceğiz, bu ses bizi hiç mi haklı çıkarmayacak, hiç mi acındırmayacak, hepimiz ,alçak, suçlu , rezil, ahlaksız tembel cehennemlikler miyiz? Ben ahireti bu dünyadan fazla tanıdım, bu bana daha fazla anlatıldı, şeytanları Velhan'ı, Hanzeb' i görsem tanıyacak haldeyim de kendimi de annemi de , arkadaşlarımı da tanımıyorum. Dünyayı da ahirette mi öğreneceğim , buradakiler de orada mı ayan olacak ?
Şöyle böyle biri olduğumu tahmin ettim, değilmiş, yatkın olduğumu tahmin ettim, değilmiş, anlayabildiklerimi kaldırabilirim zannettim, hiç değilmiş, başkalarını idare edebileceğimi kendime bakınca tahmin ettim ,bu da değilmiş. İstememek zordur dedim ,istemek de değilmiş, durmak da , kalmak da, hareket etmek de tahminlerim gibi değilmiş.