Bu saplanma halimi iyi biliyordum. Kötü bir şey olur ve büyür, büyür, aklımı ele geçirir. Başka hiçbir şeyi göremez, duyamaz olurum. Hayat bir tren gibi gelip geçer önümden. Ben istasyonda, karanlık bir balonun içinde onun uzaklaşmasını seyrederim.
Çiğdem, dizi boyunca kendince adalet tesis etmek için, içeride işlerin yolunda gitmediğini bildiği, bilhassa kadın ve çocukların acı çektiği ailelerin evlerini çatır çatır yakıyordu.
Üstelik mutlak iktidarının boyunduruğuna girmemek özgürleştirmedi beni, aksine sığınacak bir kalp aradığım uzun yıllar boyunca için için güdülen gizli bir efendinin hayaliyle köleleştirdi.
Ama evsizliğimin başlangıcının o güne dayandığını ancak o malum soruya cevap verirken fark edebilmiştim. Çiğdem Hanım hep böyle yapıyordu. Akıl vermiyor, bariz
yönlendirmelere girişmiyor fakat basit gibi görünen bir soruyla, bunca zaman baktığım açıyı ve en nihayet gördüğüm manzarayı değiştirerek, kendi cevabımla kendi kendimi dehşete düşürmemi sağlıyordu.