Açıkçası kitap içeriğini takip etmek ve buna yönelik analiz yapmak neredeyse imkansız. Çünkü kitap daha çok meraklısına yol haritası olacak nitelikte. Öncelikle kitaba adını veren 'Kayıp Halka' olarak irdelenen imgeden bahsedeyim. Kayıp Halka aslen modernite altında gizlenmiş İslam Türk Felsefe-Bilim Tarihi. Bu başlık altında da bilim tarihini irdelemek gerekiyor. Bilim tarihi, ilk aklımıza gelen haliyle -herhangi bir bilimin tarihi- olarak değil, insanın bilme eyleminin tarihi olarak kitapta yer alıyor. Yani kitapta temelde düşüncenin tarihi irdeleniyor. İhsan Fazlıoğlu bunu basamak basamak inceliyor: Bilim ilr tarih ya da bilim tarihi, Selçuklularda ve Osmanlı'd bilim tarihi. Her başlık da gerektirdiğince detaylandırılıyor. Kitabın dili eski Türkçe'den kelimeler barındırsa da gayet anlaşılır ama temelde bir bilgi birikimi istediğini de söyleyebilirim. Önerilir.
Kayıp Halkaİhsan Fazlıoğlu
Şah ve Sultan kitabının genel hatlarıyla çerçevesi çizilecek olursa, çağdaş dönemlerde yaşamış Osmanlı Devleti hükümdarı Yavuz Sultan Selim ile Safevi Devleti şahı Şah İsmail arasında geçen hâkimiyet mücadelesini konu aldığını söyleyebiliriz. Bu hâkimiyet mücadelesi, yer yer iki hükümdarın mektuplar aracılığı ile sürtüşmeleri sonucunda zaman geçtikçe kızışmış ve en sonunda Çaldıran Savaşı'na sebebiyet vermiştir. Çaldıran Savaşı, Türk'ü Türk'e, kardeşi kardeşe kırdıran bir savaş olmasıyla akıllarda kalmış ve kitap aracılığıyla bu okurlara da salt bir şekilde aktarılmıştır. Kitabın daha derinliklerine inmek gerekirse siyasi ilişkilerden öte duygusal bağlarla kurulmuş birçok ilişkiye rastlıyoruz. Kitap; Şah Ismail tarafını anlatmak için Kamber Can, Selim tarafını anlatmak için ise Can Hüseyin ağzından dillendirilmiştir. Kamber Can, ailesini bilmeyen, hadım edilerek sultan eşlerinin hizmetine adanan birisi olarak sürekli 'sevgi' üzerine bir iç çatışma yaşamaktadır. Sevginin boyutlarını/anlamlarını bulmaya çalışır. Bence kitabı güçlü kılan en büyük etken bu arayıştır. Sevginin aşka, aşkın sevgiye dönüştüğü, sevginin haddini aşıp kişiye zarar verdiği her hâlde Kamber Can'ı görmek mümkün. Bu yolculukta Kamber Can'la arayışınıza yanıt bulabilmeniz dileğiyle, iyi okumalar dilerim.
Şah ve Sultanİskender Pala
Fotoğraf Neyi Anlatır, adını görmemle kitabı satın almamın bir olduğu bir kitap. Kitaba dair ilk beklentim aslen fotoğrafa dair çok daha duygusal bir anlatımdı. Ancak kitap olarak bahsettiğim derleme, 12 makalenin bir araya getirilmesinden oluşmaktadır. Makaleler daha çok teknik dilde yazılmış ve anlaşılır olması için konuyla ilgili ön bilginizin olmasını şart koşuyor. Derlemeler fotoğrafın tarihinden, dönem dönem etkilendiği/ etkilediği akımlara kadar geniş bir yelpazede konuya ev sahipliği yapıyor ancak konu ve isim yoğunluğundan dolayı benim gibi konuyla ilgili ön bilgisi olmayan okuyucular için yorucu bir metin olabilir. Makalelerden Türkçe olanları takip etmek, başka dillerden çevrilmiş makaleleri takip etmeye kıyasla çok daha kolaydı. Çevirilerde kavramsal ve teknik olarak daha çok yorulduğumu da söyleyebilirim. Tüm bunlar dışında dünya çapında yaşanan dönemsel olayların, fotoğraflara yansıması, bunların ne tarz eleştirilere maruz kalması ve sanatçıların birbirlerini nasıl etkilediğini bu kitapta okumak mümkün. Konuyla ilgisi olanların okumasını öneririm...
Fotoğraf Neyi Anlatır
Bir Psikiyatristin Anıları, çok farklı beklentilerle okumaya başlayıp çok farklı çıkarımlarda bulunduğum bir kitap oldu benim için. İlk başlarda gözüme sadece yazarın hayatını anlatan bir biyografi gibi görünen kitap, ilerleyen sayfalarda psikolojiye dair çok farklı kapılar açıyor okuruna. Yazarın kitabı yazma gayesinde yer alır mı bilmem ama Irvin D. Yalom'un psikiyatristlik serüveni, psikolojiyle ilgilenmek isteyenler için de bir yol haritası niteliği taşıyor. Farklı zaman dilimlerinde kaleme aldığı kitapları yazma süreci, bu kitapları yazarken etkilendiği filozoflar, doktorlar, bilginler ve tabii ki hastaları... Tüm bunların yazar tarafından kendi içine dönülerek okura aktarılması, okuyucuyu kitapta tutuyor. Genel bakış açısıyla bunları vurgulamak yeterli olacaktır sanırım. Psikoloji konusunda biraz detaya girmem gerekirse de kitapta bol bol psikoterapi tekniğine rastlamak mümkün. Psikoterapinin Freud'la atılan temelleri, Freud'dan temel aldığı filozof Spinoza ve yazarın birçok örnekle hastalarıyla gerçekleştirdiği görüşmelerden kesitler... Kitabı benim için çekici kılan asıl hususlar bunlardı diyebilirim. İnsan etkileşimi ve iletişiminin psikolojideki yerini bir psikiyatristin anılarıyla birebir görmek bu kitapta mümkün. Tercih edenlere iyi okumalar dilerim..
Bir Psikiyatristin AnılarıIrvin D. Yalom
Seyyid Nesimi'nin şiirlerine yer verilen kitapta öncelikle Nesimi'nin hayatı ve eserlerine sonrasındaysa eski Türkçe'ye ait her kelimenin manalarının yer aldığı açıklamalarla Nesimi'nin şiirlerine yer verilmiştir. Nesimî, Anadolu'da Türk tasavvuf edebiyatının öncülüğünü yapan Yunus Emre ve Âşık Paşa gibi şairlerin başlattığı Türkçe şiir yazma geleneğine şiirleriyle devamlılık sağlayan bir isim... Bu isim şiirlerinde 'vahdet-i vücud' ve 'Hurufilik' anlayışlarına bir arada yer vermiştir.
Nesîmî ilâhî sıfatlara sahip olan insanın kutsallığının, saygınlığının ve özgürlüğünün korunması gerektiğini söylemiş, inandıklarını ve gerçekleştirmek istediklerini Hurûfîlik’te bulmuştur. Ona göre insan varlık güzelliğinin aynasıdır. Onu korumak, ona saygı göstermek bu güzelliğin korunması demektir. Çünkü Tanrı insan yüzünde görülür. Nesîmî’ye göre insan ceset ve ruhtan ibaret olmasına rağmen aslında daha yüce bir varlıktır. Kalenderîler tarafından takdis edilen şairin bazı şiirleri bu zümrelerin âyinlerinde okunmuştur. Nesîmî’nin seyyid olması ve Alevî-Bektaşîler’in yedi büyük şairinden biri kabul edilmesi kendisine çeşitli yerlerde mezar izâfe edilmesine yol açmıştır. Ayrıca Nesîmî bu çevrelerde şehid ve mazlum bir velî olarak çok büyük kabul görmüş, hakkında çeşitli menkıbeler oluşmuştur. Ancak Nesimi şiirleri ve yaymak istediği düşüncelere ek olarak ölümüyle de akıllarda yer edinmiştir.
Nesîmî şairlik gücünü fikirlerini yaymak için kullanmıştır. “Tanrı’nın insan yüzünde tecelli etmesi” ve “vücudun bütün organlarını harflerle izah” gibi fikirleri Sünnî çevrelerde tepkiyle karşılanmıştır. Halep ulemâsı onun ulûhiyyet iddia ettiğini, görüşlerinin İslâm’a aykırı olduğunu ileri sürerek öldürülmesi için fetva vermiş ve bu fetva sonucunda Nesimi derisi yüzülerek öldürülmüştür.
Seyyid Nesimi