Şiirimizin öyküsü özetle şöyledir; Bir zamanlar bir huluppu- ağacı, belki söğüt, vardı; Sularıyla beslendiği Fırat Irmağı'nın kenarına dikilmişti. Ama Güney Rüzgârı onu kökünden sö- kūp çıkardı ve ağaç ırmağın sularıyla sürüklendi. O sırada oradan geçmekte olan gök-tanrıçası İnanna ağacı alıp ana ta- pınağının merkezi Uruk'a getirdi ve kendi kutsal bahçesine dikti. Ona binbir özenle baktı. Çünkü ağaç büyüdüğü zaman kerestesinden kendisi için bir iskemle ve sedir yapmayı tasarlıyordu. (1)
Sümer şerin evrenin yaratılışı anlayışlarının ana kaynağı benim '' Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı '' diye adlandırdığım bir Sümer şiirinin giriş bölümüdür.
Ikinci biçem özelliğine gelince, bu da şöyle açıklanabilir; Sümer şair, destan ve mitsel yapıtlarında iki lehçe kullanır, asıl lehçe ve Emesal lehçe olarak bilinen diğeri. İkincisi asıl lehçeye fazlasıyla benzer ve yalnızca düzenli ve karakteristik fonetik çekimler göstermesiyle ayrılır. Bununla birlikte, daha da ilginç olanı şairin Emesal lehçeyi eril değil dişil bir ilahın doğrudan konuşmasını anlatmakta kullandığı gerçeğidir; bu nedenle gök kraliçesi İnanna'nın sözleri her zaman Emesal lehçesinde verilir.
Muhtemelen doğa böyle kurguladığı için. Ebeveynlerin yaşamı gelecek kuşakları yetiştirmek için harcanmaktadır. Çocukları ana babalarından ayırmak demek onların nesli sürdürme misyonlarını ellerinden almak, yaşamlarını boşa tüketmeye mahkûm etmek demektir.