Bauer'in: "Aşk, bütün Tanrısal olan şeyler gibi, insanın fiziksel ve ruhsal olarak kendisine teslim olmasını bekleyen, korkutucu bir Tanrıça'dır. Tapınma biçimi, ona karşı acı çekmektir ve olayın zirvesi, kişinin kendini tümüyle feda etmesi, yani intihar etmesidir," tanımlamasına, Marx ile Engels şöyle cevap verirler: " Bay Edgar 'aşkı', hem de korkutucu bir 'Tanrıça' haline dönüştürüyor. Böylelikle seven insan ve insanın sevgisi, sevginin insanı biçimine giriyor. Çünkü Bay Edgar, 'sevgi' yi kendi başına var olan bir şeymiş gibi alıp, insandan ayırıyor ve ona bir kişilik yakıştırıyor. "
Marx ile Engels burada, ismin fiil olarak kullanılmasının, nasıl yanlışlıklara yol açabileceğini vurguluyorlar. Böyle yapıldığında, sevmek eyleminin bir soyutlaması olan "sevgi" ismi, insandan ayrılmış oluyor. Bunun sonucu olarak seven insan, sevginin insanı haline dönüşüyor. Artık sevgi bir Tanrıça, bir put olmuştur adeta ve insan, sevgisini ona yansıtmaktadır. Bu tür bir yabancılaşma sürecinde insan, sevgiyi yaşamaktan vazgeçmiştir. Kendi sevgi yetenekleri ile ilişkiye geçebilmesi, kendini tümüyle aşk Tanrıça'sına teslim etmesi sonucunda gerçekleşebilecektir. Böylelikle insan, aktif ve duyguları olan bir kişi olmak yerine, kendine yabancılaşmış ve putlara tapan bir kişiliğe bürünmektedir.