Haksızlık iki şekilde gerçekleşir, ya kaba kuvvetle ya da hilekârlıkla. Hilekârlık küçük bir tilkiye, kaba kuvvet ise aslana özgüymüş gibi görünür. İkisi de insana hiç yakışmaz ancak hilekârlık daha büyük bir nefreti hak eder. Adaletsizlikte hiçbir tavır, iyi adammış gibi görünebilmek için insanları aldatmaya girişenlerinki kadar açık değildir.
Toplum ihtiyaçlarımızın ürünüdür, yönetimse kötülüğümüzün; toplum, hepimizin teessürlerini birleştirerek mutluluğumuza olumlu yönde katkıda bulunurken yönetim, zaaflarımızı sınırlandırmak suretiyle mutluluğumuzu olumsuz yönde etkiler. Biri ilişkileri teşvik ederken öteki ayrılıklar yaratır. Biri hamidir, öteki cezalandırıcı.
Her şeyden önce, gerçeği araştırmak ve incelemek insana özgüdür. Bu yüzden zorunlu işlerden ve ilgi alanlarımızdan ne zaman uzaklaşsak, gizli ya da olağanüstü şeyleri araştırmanın kutlu bir yaşam için kaçınılmaz olduğunu düşünerek görmeye, işitmeye ve öğrenmeye istek duyarız. Bu sayede insan doğasına en uygun olan şeyin doğruluk, sadelik ve saflık olduğunu anlarız. Gerçeği görme arzusuna ek olarak egemen olmaya da iştahlıdır insan; bu iştahından ötürü doğanın iyi yetiştirdiği ruhu, kendi yararı için fikri, öğretisi ve buyrukları adil ve meşru olmayan birine boyun eğmeye razı gelmez. Ruh yüceliği ve insani arzuları küçümseme yeteneği buradan doğar.