Doğduğum andan itibaren çözülüp dağılmaya başlayan bedenimin içinde bir iskelet taşıdığımın, adına "surat" denilen şu etli kabuğun altında, ölümün burunsuz kafatasının hamili olduğumun farkındayım.
Kitaplardan öğrendiğim bir şey vardı, o da henüz bilgi elbisesinin ancak eteğinin ucuna dokunabildiğimdi. Yine yücelerde yaşıyordum. Uyanık geçirdiğim saatlerimi ve normalde uykuya ayırmam gereken saatlerin çoğunu, hâlâ kitaplarla geçiriyordum.
Yine de bütün saflığımla hep beni sevdiğine inanmışımdır. Ben de onu her zaman sevmiş, bir yıldan uzun bir süre boyunca onunla ilgili hayaller kurmaya devam etmişimdir; hatırası bugün bile çok değerlidir.