Usta yazar Jack London'ın sevgili eşinin teşviki ile yazdığı kendi hikayesi, bir otobiyografi şöleni. Hayatını bulunduğu noktaya getirip yönlendiren ise ne tutkuları, ne maceraları..John barleycorn denilen alkol ile olan dostluğu. Barleycorn arpa tanesi demek. Ortaçağ İngilteresi'nde hasat döngüsünün bir ruhu olduğuna inanılmış ve bu ruh John Barleycorn ismiyle, insanları kendine esir eden, kimi zaman komik, kimi zaman tuhaf, kimi zamansa kötü, hatta feci şeyler söyleten, yaptıran korkutucu bir tip olarak kişilik kazanmış. Daha sonra da bir halk şarkısında yerini alıp kuşaklar boyunca aktarılmaya devam etmiş.
İşte yazarımız alkolik diye kendine atfedilen yakıştırmayı kendisi açıklamak için kitabında da sık sık içkileri Joh Barleycorn olarak isimlendiriyor. Yazarın hatıralarının başladığı çocukluğundan olayları ele alıp, kitabı bitirdiği zamanlara, 36 yaşına ve 1913 yılına dek, olan süreci yaşayarak okuyoruz. Tanıştığı kişiler, çalıştığı işler ve yaşam şartları, yaptığı uzun seyahatler..ve tüm bunların ortasında o dönemde erkek olduğunu, güçlü olduğunu kanıtlamak, sosyalleşmek, iş kurmak, iş yapmak gibi amaçlarla kullanılan John Barleycorn'un yazarın hayatındaki etkisinden sağlam bir şekilde söz ediliyor. Birinci ağızdan okumak çok kalıcı bir etki bırakıyor. Ancak alkolün, sarhoşluğun yaştan yaşa değişen etkilerini bu denli net okumak da farklı. Anlatım tarzını, yazarın hayatındaki bilmediğim ayrıntıları öğrenmek çok keyifliydi.
En sevdiğim cümlelerinden biri "Martin Eden benim!"
Yazarın 20 kitabını okuduktan sonra bu kitabını okumak bana farklı bakış açıları da kattı. Meraklısına, severine tavsiye ederim.