Bir Alkoliğin Anıları

·
Okunma
·
Beğeni
·
4971
Gösterim
Adı:
Bir Alkoliğin Anıları
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711768
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
London, 1913 yılında yayımlanan Bir Alkoliğin Anıları'nda alkolle olan deneyimini kahramanı Barleycorn üzerinden anlatıyor. Kısa ama maceralarla dolu bir hayat yaşayan yazar, otobiyografik unsurlar kullanarak yazdığı bu kitapta alkolle olan uzun soluklu ve yıkıcı ilişkisine dair pek çok ipucu veriyor. Jack London dostlukların ve toplumsal ilişkilerin alkolizm kıskacında sürüklenişini anlatıyor.

"Tüm kafayı çekme serüvenlerinin en unutulmazlarından birisi."
-Times Higher Education Supplement-

"Olağanüstü bir eser. Önce böbürlenme sonra inkâr ... alkolden iğrenmeye dair kuşkulu bir protesto ... ama bir yandan da ağır içmenin maço yanına tam bir bağlılık."
-The Times-
(Tanıtım Bülteninden)
264 syf.
Jack London ile tanışmama vesile olan kitaptır kendisi. Bu kitap benim için çok özel bir yere sahip. Çünkü üniversite sınavına ( ÖSS idi o zamanlar) gireceğim günün gecesinde okudum. Sabah sınava girerken aklımda alkoliğin anıları vardı. Halbuki bunun yerine sınava yönelik bilgiler olması gerekiyordu. Ama uyuyamamıştım heyecandan ve gece el ışığı ile okuyup bitirmiştim. Sınav fiyasko olmadı sonuçta.
London'ın kendi gençlik dönemini anlattığı bir kitap. Alkol, deniz, tayfalar, midye avcıları baştan sona macera, heyecan dolu. Okurken zerre sıkılmadım. Hatta alkol muhabbetlerinden o kadar etkilenmiştim ki benim de alkolle tanışmama sebep oldu diyebilirim. Kitapta bolca geçen john barleycorn da ayrı bir ikon. Denizde yaşadığı maceralar, bu maceralara başlayış nedenleri London tarafından akıcı bir şekilde anlatılıyor. Hiç Jack London okumamış insanlar, bu kitabı okuduktan sonra London hayranı olabilir. Zira ben öyleyim. Hatta önerdiğim bazı arkadaşlarım da London sever oldular.
Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
240 syf.
·10/10
Konusunun sıradan olmaması, yazarın kendi hayatından bir kesiti dolaysız bir şekilde anlatması ve yazarın akıcı dili bu eseri tam puanlık bir eser yapıyor.
264 syf.
·8/10
Jack London ile tanıştığım kitaptır. Üniversite 2. sınıfta okuyup çok da beğenmiştim. Alkole bir karakter yüklemiş ve Barleycorn diyerek bir isim vermiş Jack London. Oldukça farklı gelmişti okurken. Zevk alacağınız bir eser, okumanızı tavsiye ediyorum.
238 syf.
Jack London'un alkole olan mücadelesini anlatan eşsiz bir kitap.Jack London kadınlara oy hakkı verilmesi konusunda Evet oyunu kullanır ve gelene kadar iki kadeh atmıştır bile.Kitap Amerikada içki yasağı kanununun kabul edilmesine çok büyük bir katkı sağlamakla kalmamış Papazlar resmen baş ucu kitabı yapmışlardır.Yazar içkisin bu kadar kolay bulunmasından bir hayli şikayetçidir.Ben nefret ederim der ancak gittiği her yerde insanlar içiyordur ve oda ortama uyum sağlamaktadır.Gemi yolculuğuna çıkmaya bile karar verir amacı tropikal bölgeleri gezmektir ve yanına 150 litre içki ve 1000 kitap almıştır dostlarına ya 150 litra biticek yada kitaplar demiş gerçekten geldiğinde sadece 2 litre eksik vardır.Yazar her sabah 1000 kelimelik yazısını yazdıkdan sonra soluğu her zaman meyhanelerde arar çünkü insanların maceralarını dinlemek ister.Yazar 40 yaşına geldiğinde iki böbreği iflas etmiştir bile.
238 syf.
·Beğendi·7/10
Arthur Calder-Marshall'ın 36 sayfalık büyük önsözü sonrası başlıyoruz kitabımıza. En iyi, en edebi ve en çok ses getiren eseri olduğunu duyunca buna bir başlayayım dedim. Bu arada Sakarya çok güzel, gelsenize.
Yahu Charmian niçin kadınlara oy hakkı verilmesin? Kadın, erkek fark eder mi? Hepimiz insanız. İçki neden mi yasak olunca güzel? Ben Kadıköy'de oturuyorum. Siz genelde sahile gelen o tarafta kafede oturan insanlarsınız. Orada oturan yerlisi biliyor ki modanın arka tarafından itibaren, Alex heykelinin olduğu, Acıbadem Metrobüs yolundan Fikirtepe aralarının durumu belliydi. En azından artık herkes yerinde içiyor ve en önemlisi ağzıyla içiyor. Halen Barlar Sokağı dediğimiz yerde dayak yiyen sarhoşlar var. İçen içsin ama ağzıyla içsin. Bu mühim. Jack'a katılıyorum.
Peki, kim bu John Barleycorn? Bunun cevabı da sizde artık.
Sarhoşluk maceraları bana Levent Kırca'yı anımsattığı kadar güldürdü de. Hele birinin yazar diye bir direğe sarılması olayına kahkaha attım. (ki bunu rezilane bir şekilde millet varken yapmak)
Kitap bitti. Hemde nasıl. İlk ve tam metin olarak Milliyet yayınlıyor, sene 1971 Temmuz. Ve ben bu çeviriyi okudum. Ah ne güzel, ne güzel. Bol keyifli okumalar efendim..
238 syf.
·1 günde·8/10
Jack London’ın içki tutkusu üzerine yazılmış belgesel romanıdır.1919 yılında Amerika’da içki yasağının uygulanmasına yol açan etkenlerden biri olmuştur. Din adamları bu romanı içenleri kınamak için dayanak yapmışlardır.

Romanın filmi yapılmaya karar verildiğinde ise içki üreticileri büyük paralar çevirerek filmin yapımını engelleyemeye kalkışmışlar fakat halk kitabı o kadar benimsemiştir ki okuldan bu yana eline kitap dahi almayan yüzbinlerce insan ortalığı ayağa kaldırmışlardı. (Sanırım film çekilemedi bu konuda bilgisi olan var ise yorumlarını rica ederim.)

Jack London kitapta içki yerine Jonh Barleycorn (barley ingilizce arpa kelimesinden türetilmiş.) ismini kullanarak içkiyi kişiselleştiriyor. Jonh Barleycorn’u kendisi için kimi zaman bir dost kimi zaman düşman gibi anlatsa da hiçbir zaman ayrılamadığını ondan kopamadığını dile getirirken okuyucuları alkolizme karşı kendi hayatından örnekler vererek uyarıyor.

Kitabın başında ve sonunda kadınlara oy hakkı verilmesi için oy kullandığını bunda ki amacını ise kadınların alkolizmi durdurmada büyük rol oynayacağını savunuyor ve şu cümlelerle açıklıyor: “Gelecek kuşakların karıları ve anaları olarak kadınların Jonh Barleycorn’un ortada kaldırılması için çalışacaklarını biliyorum. Kadınlar ırkın gerçek koruyucularıdır. Erkekler savurgan ve kumarbazdır. Sonunda kadınlar kurtarır onları. İnsanın kimya da ilk denemesi alkol yapmak olmuştu o gün bügündür de bunu yapıp içmeye devam etmektedirler. Kadınların, erkeklerin bu alışkanlıklarına içerlemedikleri tek bir gün bile olmamıştır. Ne var ki bu içerlemelerine bir ağırlık ekleyecek güçleri yoktu. İşte şimdi oy hakkını elde edince ilk yapacakları iş meyhaneleri kapatmak olacaktır. Yoksa gelecek bin kuşağın erkekleri buna kalkışamazlar.”

Eğer Jack London’ı tanımak istiyorum diyorsanız bu kitap doğru adres. Çok küçük yaşlarda işçilik yaparak başladığı hayatı, ünlü bir yazar olmak için günde 19 saat çalıştığını, nasıl ünlü bir yazar olduğunu ve zengin bir yazar olduktan sonra hayatı nasıl sorguladığını, İçki tutkusunu herşeyi sade bir dille anlatırken hiçbir ego arkasına sığınmadan samimiyetle yazdığı bir romandır.
238 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
***Spoiler içerir***
Charmian;
"Oyunu, kadınların da oy kullanma hakkından yana mı kullandın?" Diye sordu. 
"Evet.."
Charmian şaşırmıştı, şaşkınlığının nedeni ateşli bir demokrasi yanlısı olmasına rağmen gençlik yıllarında kadınlara oy vermeye karşı olmasıdır. ...

Hikaye bu konu etrafında şekillenir. Jack london anlatmaya başlar sebebini. Daha on beş yaşındayken kendini topluma kanıtlamak için içmeye başlar. Alkole bir isim takar: John Barleycorn. İçmeye başlamasından sonra John Barleycorn'la yaşamaya başlar ve onun hayatını nasıl etkilediğine vurgu yapar sürekli. Hayatını mahvettiğini yaşamaya değer hiçbir şey kalmadığını düşününceye kadar peşini bırakmaz. Çok fazla yeri gezen, çok fazla işte çalışan ve çalışma koşullarının insanlar üzerindeki etkisine vurgu yapan yazar, aslında inişli çıkışlı olarak alkole bağımlılığını anlatır bazende çıktığı uzun yolculuklarda hiç umrunda olmaz. Amacını kitabın son bölümlerinde açıkça ifade eder alkolün yasaklanmasını istemektedir, çünkü; alkol insanda insanlığa dair her şeyini alana kadar onunla birlikte yaşar. Bu durumun düzelmesini kadınlara bağlar eğer başa kadınlar gelirse yasaklayabileceklerini ama eğer erkekler olursa bunun asla gerçekleşmeyecegini söyler. Hayatını sadece sansa bağlar onun yerinde başka bir sarhoşun onun imkanlarını asla elde edemeyeceğini söyler. Hergün bin kelime yazmaya çalışır yazar olmadan önceki hayatı sefalet içinde geçer çünkü alkol pahalı ve çalışma koşulları ağır olduğu için çalışamaz sürekli işini değiştirir. Sonunda güçte olsa içindeki John Barleycorn'u öldürür ve kimsenin(sokataki ayaslarin değil yeni doğan neslin) onunla tanışmaması için bunun yollarını kapatmanın çözümünü arar...
144 syf.
·8 günde·9/10
Oda Yayınları'ndaki basımıyla kapağında Van Gogh'un The Drinkers tablosu bizi karşılıyor, Jack London'ın bu otobiyografik denilebilecek eserinde. The Drinkers, bana Puscifer'in şu şarkısını/klibini anımsatıyor çizimiyle, konu ile de alakalı olarak paylaşayım: https://www.youtube.com/watch?v=FAuEb9L_Kvg

John Barleycorn ismi ise eski bir İngiliz halk şarkısından esinlenilmiş, viski ve bira yapımında kullanılan arpa (barley) ve mısır (corn) isimlerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş. John Barleycorn, bir nevi Yunan mitolojisindeki şarap ve eğlence tanrısı Dionysus'a denk gelir denilmiş.

1913 yılında yayımlanan bu eser, Jack London'ın 1916'daki intiharının izlerini taşıyor. John Barleycorn bir teslimiyeti temsil ediyor. Hikaye, yazarın daha önce yayımlanmış Martin Eden romanı ile paralellik gösteriyor. Yazarın diğer eserlerine göre biraz daha kıyıda köşede kalmış, fazla kıymeti bilinmemiş bir hikaye. Oysa ki 105 yıl öncesinden bir alkoliğin yaşadıkları, alkol bağımlılığının süreci anlatılmış ve sadece empati kurmak için bile okunabilecek gerçek bir hikaye.

-Sürpriz bozan barındırabilir.-

Alkol, hayatın boşluğunu uyuşturma ihtiyacını anlık olarak tatmin eden bir bileşik. Ama Jack London'ın tezine göre bunu bir karşılık olmadan gerçekleştirmez. Alkol, hayatın boşluğunu ölümle sonlandırma isteğini alevlendirir. Alkol, bu eserde, John Barleycorn olarak kişileştirilmiş.
Yazar, alkolü ve alkolizmi, erkeklere has olarak değerlendiriyor. Kadını bundan uzak tutuyor. "Ne kadar içersen, o kadar erkeksin" algısı ile alkolizme ilerleyen bir yol çiziyor. Bu noktada, kadın bir insan olarak alkolizm konseptinin dışında tutuluyor. Zamanına göre yargılanmaması gerekir, tabii.
Kitap boyunca, alkol bir şekilde bahanelerle daha çok içselleştiriliyor, meşrulaştırılıyor. Karakter, alkolik olduğunu sürekli reddediyor. Alkol bağımlılığına, gerçek ve farklı bir bakış açısı sağlıyor. Alkolün depresyona, yaşama isteğini körelttiğine ve daha çok alkole ittiğine tanık oluyoruz. Güçlü satırlar, güçlü bir kalemden çıkıp bizi de bunu düşünmeye itiyor. Bu boşlukla nasıl baş edebiliriz?

London, kitabın sonunda, karaktere bir orta yol, belki de bir kurtuluş yazıyor. Ama London, aşırı doz morfin alarak hayata gözlerini yummuş. İntihar mı yoksa yanlışlıkla mı olduğu hakkında kesin bir yargı yok. Belki de, London bir gün, John Barleycorn'dan kurtulabileceğini düşünüyordu.

-Sürpriz bozan barındırabilir.-

Yaklaşık beş ay önce okumuş olduğum bu London eseri ara ara aklıma geliyor. Bazı pasajlarda, yaşam ve anlamı üzerine yapılan çıkarımlar, hesaplaşmalar alkolizmden bağımsız olarak değerlendirilmeli. Herkes bir şekilde bu boşluğu doldurmaya çalışıyor, öyle değil mi?

Ekleme: Bu kitabı okumamdaki en büyük etkenden bahsetmemişim. Bir Hakan Günday eseri olan Daha'dan esinlenilmiş aynı isimli 2017 yapımı filmde geçen bir sahnede dikkatimi çekti bu kitap. Özetle, filmi de, kitabı da öneririm.
238 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Jack London'ın kendisini iyi tanımak ve ülkesinde içki yasağına etki edecek kadar önemli bir yazar olduğunu görmek için okunması gereken en önemli eserlerinden birisi bu kitap.
185 syf.
·27 günde·Beğendi·7/10
Kitap son 2 bölümde okuyucuyu özellikle alkolün hayatımızdaki fonksiyonu hakkında kafa yormaya zorluyor.
Yazar alkolün kolay ulaşılabilirliğine bağlı olarak tüketiminin artması konusunda , okuyucuların özellikle dikkatini çekmeye çalışıyor ve alkolün gelecek nesiller için tehlikeli gördüğü bir alışkanlık olduğunu vurguluyor ki bu da ülkemizde çok tartışılan bir sav.
Son olarak da bu terbiyenin erkekler tarafından başarılamadığına ve kadınların bunu başarabileceğine olan inancı ile noktalıyor; atalarımızın bu illeti bize miras bıraktıklarına ve de onlardan bize kalan bu mirasın kötü bir miras olduğunu vurgu yapıyor.
Alkol alışkanlığının başı ve sonu olarak felsefesine girmiş bir eser. Alkolün sadece alkol olmadığını; hayata tezahürünün ne olduğu konusunu anlamak isteyenlerin okuması gereken bir eser.
213 syf.
·Beğendi·8/10
Almanların bir sözü vardır;kadehte boğulanlarin sayısı denizde boğulanlardan daha çoktur.der.Alkolün insanların kanını nasıl zehirledigi ve beynini nasıl kemirdigini anlatan eşsiz bir kitap.
Sağduyu, tozlu kitapların sayfalarını açarak, gördüğüm güzellikleri hiçliyor.
Jack London
Sayfa 134 - Oda Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Alkoliğin Anıları
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711768
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
London, 1913 yılında yayımlanan Bir Alkoliğin Anıları'nda alkolle olan deneyimini kahramanı Barleycorn üzerinden anlatıyor. Kısa ama maceralarla dolu bir hayat yaşayan yazar, otobiyografik unsurlar kullanarak yazdığı bu kitapta alkolle olan uzun soluklu ve yıkıcı ilişkisine dair pek çok ipucu veriyor. Jack London dostlukların ve toplumsal ilişkilerin alkolizm kıskacında sürüklenişini anlatıyor.

"Tüm kafayı çekme serüvenlerinin en unutulmazlarından birisi."
-Times Higher Education Supplement-

"Olağanüstü bir eser. Önce böbürlenme sonra inkâr ... alkolden iğrenmeye dair kuşkulu bir protesto ... ama bir yandan da ağır içmenin maço yanına tam bir bağlılık."
-The Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 267 okur

  • Tuğba
  • İbrahim Tolga Fıçıcı
  • Hz.ens
  • şafak kılıç
  • Gülçin Şentürk
  • Mizantropist
  • Ahmet Ky
  • Sude Arslan
  • Duygu Eylül
  • Odun

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.3 (5)
9
%5.3 (5)
8
%9.5 (9)
7
%2.1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.1 (1)