John Barleycorn (Bir Alkoliğin Anıları)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6482
Gösterim
Adı:
John Barleycorn
Alt başlık:
Bir Alkoliğin Anıları
Baskı tarihi:
Eylül 2004
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754068849
Kitabın türü:
Çeviri:
E. Murat Cengiz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
"Viski" klasiklerinden biri olan John Barleycorn, otobiyografik yanıyla da Jack London okurlarının ilgisin istiyor.
Alkol karşıtı tutumuyla, yazıldığı yıllarda epey sansasyon yaratan yapıt, 1919'lu yılların Amerikası'nda uygulanmaya çalışılan içki yasağına da damgasını vurmuş; okul yıllarından beri eline kitap almamış yüz binlerce okur, yapıta hayli ilgi göstermiş; içki tekelleri, el altından harcadıkları büyük paralarla, yapıtın sinemaya uyarlanmasına bile engel olmaya çalışmıştır. Yapıt konusunda, yazarının, "gerçeği tam olarak yazacak cesareti olmadığını", bu durumun da Jack London'a karşı nesnel bir tavır almayı zorlaştırdığını belirtelim.
252 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
JACK LONDON
Zıtlıkların insanı.
Bedeni içkiden nefret ederken, ruhu deli gibi içmek isteyen.
Kimine göre Marksist bir proleter.
Kimine göre üstün ırkın savunucusu.
Kendi deyimiyle ayyaş da değil, yola gelmiş de.

Içkiye olan düşkünlüğünü bilmeyenimiz yoktur. Peki ya Volstead Yasasına destek olur nitelikteki yazdıkları?
1919'da Amerika'da uygulanmaya başlayan alkol yasağından bahsediyorum. Odak noktası üretim, dağıtım ve satışın engellenmesidir.
Fakat öngörülen bir tablo çıkmaz ortaya. Önce stoklar başlar, sonra işin içine kaçakçılar ve gangsterler girer. Kocaman bir karmaşa içinde kalır insanlar.
En sonunda (1933) yasak kaldırılmak zorunda kalınır.

Fakat birçok soruyu bırakır geride:
Baskı çözüm müdür?
Yasaklar, belirli davranışlarımızdan vazgeçmemize yeter mi?
Yoksa tam tersine, tetikleyici özellik mi taşırlar?
Kuralları kim koymalı?
Ya da bizim kendimize kurallar koymamız bu kadar mı zor?

Jack London'a göre en büyük sıkıntı erişilebilirlik. Hatta bunu, Çin'in afyon üretimi, ekimi ve ithalatı üzerine aldığı önlemlerle bulduğu çözümü örnek vererek açıklıyor.

Ama olayın başka bir boyutu daha var. Onun içki yasağını desteklemesi, manevi sorunlara yasalarla çözüm bulma çabası, bireysel zayıflığının aksine proleter yapısının bir göstergesidir.
Kendisini , dünyayı kurtarmak isteyen bir sosyalist olarak ifade eder.

Ve John Barleycorn, bir nevi, onun içkiyle imtihanıdır.
O da içinde birçok zıtlık barındırır.
Jack London şöyle tasvir eder onu;
Dost olmadığı kadar dost.
Yalancı olduğu kadar doğru.
Duru olduğu kadar bulanık.
Bilge olduğu kadar katil.

Başkaldıran bir ruhtur, serüvendir. Yasaklara meydan okuyandır.
Yazarın beynine girer, onun alçakgönüllülüğünü eritir ve tıpkı onun gibi, onun ağzından konuşmaya başlar.

Kitap birçok yönüyle yazarın biyografisine benziyor olsa da bazı kısımlarda, olmak istediği kişiyle köşe bucak kaçtığı kişi arasında ikilemde bırakıyor. Onun beyninin içinde yasaklarla sınırlandırılmaya çalıştığı şeytanı okuyor gibi hissediyorsunuz.

Aslında yazarın içsel mücadelesi pek çok başlık altında incelenebilir.
Doğumundan tutun da yazarlık yani sanatçılıkla, proleterlik arasındaki çizgide nereye ait olduğunu sorgulayan halini ve bir yere ait olma çabasını son raddeye çıkarmış.

Kendi zihninde yarattığı, sınırlarını kendi çizdiği muhteşem bir dostluk kavramının tersine hep yalnız kalmış. Önce kimsesizliğin sonra zenginliğin yalnızlığını yaşamış.

Içki ve intihar temasının yoğun bir şekilde işlendiği hikayede eksik bir şey var. Sevgi.
Yokluğunda insanları yarım bırakıp cehennemi yaşatan en güçlü ve kadim duygu.

Bedeni sarhoş olanlarla beyni sarhoş olanların karşılaştırmasını çok güzel bir şekilde yapıldığı bu kitapta, özellikle sonlara doğru, muazzam düşündürücü ifadeler var.
Yazar, ben'in, bilinenin, ruhun, bedenin, düşün ne olduğuna dair yaptığı çıkarımlarla ölçüsüz bir derinlik yakalamış.

Onun sözleriyle bitireyim;
"İYİ KÖTÜDÜR, GERÇEK ALDATMACADAN, YAŞAM İSE BİR ŞAKADAN İBARETTİR.."





Keyifli okumalar..:)
252 syf.
·Beğendi·10/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/nBHGX9kVu2I

Ayrıca bendenizin de katıldığı uzunca bir Jack London yayını
https://youtu.be/ELchgIZPFLM

Kitaba ismini veren John Barleycorn, Amerikan argosunda sert içkilere verilen bir isimdir. Bu kitap bir anlamda da alkolik olan Jack London'ın zihninde ve anılarında alkolle yaptığı mücadelenin otobiyografik romanıdır. Kitap her ne kadar otobiyografik öğeler içerse de kurmaca yönünün de olmasıyla roman değeri taşımaktadır. Yani anlatılanlar yüzde yüz gerçek olmayıp yazarın kurgu alemini de taşımaktadır.

Fakat özellikle alkolle mücadele eden bir insanın yaşadıklarını özellikle onun ruh dünyasından gözlemleyebilmek adına harika bir kitap John Barleycorn, diğer adıyla Alkollü Anılar. Kitap, Jack London'ın bulunduğu bölgede alkolün yasaklanmasını istemesiyle başlar. Hatta alkolik adamların çilesini en çok kadınlar çektiğinden onların oy verme hakkını elde etmesini de ister. Anlattığına göre ta çocukluğundan başlar yazarın alkolle tanışması ve mücadelesi. Her bir paragrafta alkolden ne kadar nefret ettiğini, ona doğuştan gelen bir düşkünlüğünün olmadığını, uzun bir süre alkole hükmedebildiğini ama en sonunda alkolün ona üstün geldiğini samimiyetle anlatır Jack London.

Aslında bu kitap, Jack London'ın hayata ve yaşadığı ortamların hiçbirine tutunamama hikayesidir. Bu eser, hepimizin kitaplarından büyük bir maceracı olarak tanıdığımız yazarın bir bakıma asıl hikayesini anlatır. Daha 14 yaşında konserve fabrikasında başladığı çalışma hayatını gezgincilik, istiridye avcılığı, balina avcılığı, altın arayıcılığı, çamaşırhanede çalışma gibi birçok işle süsler. Tabii ki buradaki süsleme bolca acılıdır. Yarım bıraktığı eğitimine devam etmeye çalışır, liseyi derslerini çok kısa bir sürede verir ve Kaliforniya Üniversitesi'ni kazanır. Ama daha ilk yılından parasızlık nedeniyle bırakmak zorunda kalır London. Yani elini neye atsa bir anlamda kurur hayat ağacında. O da yazarlığa başlar. Bir çok farklı konuda yazar, yazıları reddedilir ya da cevap alamaz. En sonunda öyküleri yayınlanmaya başlar ve onun yazarlık serüveni de burada başlar.

Ve daha önce dahil olduğu ortamlardan çıkıp bambaşka bir ortamın insanı olmaya başlar Jack London. Fakat bu ortamların da insanı olamaz. Daha fazla alkole düşmeye başlar. Bu sefer nefret ettiği alkol onun arkadaşı olmaya başlar. Zenginleşmesi ve ünlenmesi ona çokça arkadaş kazandırır belki ama o, bu ortamlarda kalabilmek adına ardı ardına kokteylleri içer ve katlanır. Sahte gülen insanların yüzlerine onlar gibi gülerek ve daha çok içerek katlanır. Parası olunca yatına atlayıp denizleri aşar maceradan maceraya koşar ama hep içer. Küp gibi içer, belki de yaşadığı en büyük talihsizlik de bünyesinin içkiye aşırı dayanıklı olmasıdır. Başkaları sızıp kalırken dayanıklı vücudu yüzünden küp gibi içmeye devam eder. Tasmanya'ya dahi gider ve orada da içer. Litrelerce absent içer, vücudunu zehirler ama bunu bildikçe yine de içer.

Jack London yaşadığı kırk yıl boyunca ne tam kök salabilmiştir yaptırdığı kurt eviyle, ne de seyyah olarak gezebilmiştir gemilerinde. O ne tam denizin adamı ne tam karanın adamı ne de tam olarak yazının adamı olabilmiştir. Ne yazıların tutunabilmiştir ne de serüvenci ruhuna. Belki de tek arkadaşı nefret ettiği alkol olmuştur ve o alkol de bir gün gelip canını almıştır kırk yaşında London'ın.

Ve geriye Demir Ökçe'den Martin Eden'a kadar 50 civarında harikulade eserler bırakmıştır. Ve bu kitap yazarın ruh dünyasını, çaresizliğin ve yaşama tutunamayan kişiliğini en iyi anlatan kitabıdır. Eğer Jack London'ı gerçekten tanımak istiyorsanız, bu kıyıda kalmış kitabı Mete Ergin'in harika Türkçesi ve Arthur Calder-Marshall'ın tam 26 sayfalık ön sözünden okuyun.
264 syf.
Jack London ile tanışmama vesile olan kitaptır kendisi. Bu kitap benim için çok özel bir yere sahip. Çünkü üniversite sınavına ( ÖSS idi o zamanlar) gireceğim günün gecesinde okudum. Sabah sınava girerken aklımda alkoliğin anıları vardı. Halbuki bunun yerine sınava yönelik bilgiler olması gerekiyordu. Ama uyuyamamıştım heyecandan ve gece el ışığı ile okuyup bitirmiştim. Sınav fiyasko olmadı sonuçta.
London'ın kendi gençlik dönemini anlattığı bir kitap. Alkol, deniz, tayfalar, midye avcıları baştan sona macera, heyecan dolu. Okurken zerre sıkılmadım. Hatta alkol muhabbetlerinden o kadar etkilenmiştim ki benim de alkolle tanışmama sebep oldu diyebilirim. Kitapta bolca geçen john barleycorn da ayrı bir ikon. Denizde yaşadığı maceralar, bu maceralara başlayış nedenleri London tarafından akıcı bir şekilde anlatılıyor. Hiç Jack London okumamış insanlar, bu kitabı okuduktan sonra London hayranı olabilir. Zira ben öyleyim. Hatta önerdiğim bazı arkadaşlarım da London sever oldular.
Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
240 syf.
·10/10
Konusunun sıradan olmaması, yazarın kendi hayatından bir kesiti dolaysız bir şekilde anlatması ve yazarın akıcı dili bu eseri tam puanlık bir eser yapıyor.
264 syf.
·8/10
Jack London ile tanıştığım kitaptır. Üniversite 2. sınıfta okuyup çok da beğenmiştim. Alkole bir karakter yüklemiş ve Barleycorn diyerek bir isim vermiş Jack London. Oldukça farklı gelmişti okurken. Zevk alacağınız bir eser, okumanızı tavsiye ediyorum.
238 syf.
Jack London'un alkole olan mücadelesini anlatan eşsiz bir kitap.Jack London kadınlara oy hakkı verilmesi konusunda Evet oyunu kullanır ve gelene kadar iki kadeh atmıştır bile.Kitap Amerikada içki yasağı kanununun kabul edilmesine çok büyük bir katkı sağlamakla kalmamış Papazlar resmen baş ucu kitabı yapmışlardır.Yazar içkisin bu kadar kolay bulunmasından bir hayli şikayetçidir.Ben nefret ederim der ancak gittiği her yerde insanlar içiyordur ve oda ortama uyum sağlamaktadır.Gemi yolculuğuna çıkmaya bile karar verir amacı tropikal bölgeleri gezmektir ve yanına 150 litre içki ve 1000 kitap almıştır dostlarına ya 150 litra biticek yada kitaplar demiş gerçekten geldiğinde sadece 2 litre eksik vardır.Yazar her sabah 1000 kelimelik yazısını yazdıkdan sonra soluğu her zaman meyhanelerde arar çünkü insanların maceralarını dinlemek ister.Yazar 40 yaşına geldiğinde iki böbreği iflas etmiştir bile.
213 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap sosyal bir mesajdan çok daha fazlası. Başarının uzun süre gecikmesinden kaynaklanan, gösterilen çabayla boyutu da büyüyen bir hayal kırıklığı söz konusu. Bence kitabın en başından itibaren bağlılığa olan koşulsuz bir sadakat söz konusudur, sadece bu bağlılığın yönü değişmiştir. Bütün duygularını zihninin arka planında biriktiren ve bunları her şeyde aşırıya kaçarak biraz olsun ferahlatmayı başaran yazarın dinlenme dönemi geldiğinde, bu duygular sonunda kendine özgürce koşacak bir alan bulmuştur. Amaçlarına ulaştığında bu duyguların önündeki set kalkmış ve geriye aşırılığını destekleyen dostu içki kalmıştır. Arkasından bir kadeh şarap koyulup ağlanacak bir hayat ve bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
238 syf.
·Beğendi·7/10
Arthur Calder-Marshall'ın 36 sayfalık büyük önsözü sonrası başlıyoruz kitabımıza. En iyi, en edebi ve en çok ses getiren eseri olduğunu duyunca buna bir başlayayım dedim. Bu arada Sakarya çok güzel, gelsenize.
Yahu Charmian niçin kadınlara oy hakkı verilmesin? Kadın, erkek fark eder mi? Hepimiz insanız. İçki neden mi yasak olunca güzel? Ben Kadıköy'de oturuyorum. Siz genelde sahile gelen o tarafta kafede oturan insanlarsınız. Orada oturan yerlisi biliyor ki modanın arka tarafından itibaren, Alex heykelinin olduğu, Acıbadem Metrobüs yolundan Fikirtepe aralarının durumu belliydi. En azından artık herkes yerinde içiyor ve en önemlisi ağzıyla içiyor. Halen Barlar Sokağı dediğimiz yerde dayak yiyen sarhoşlar var. İçen içsin ama ağzıyla içsin. Bu mühim. Jack'a katılıyorum.
Peki, kim bu John Barleycorn? Bunun cevabı da sizde artık.
Sarhoşluk maceraları bana Levent Kırca'yı anımsattığı kadar güldürdü de. Hele birinin yazar diye bir direğe sarılması olayına kahkaha attım. (ki bunu rezilane bir şekilde millet varken yapmak)
Kitap bitti. Hemde nasıl. İlk ve tam metin olarak Milliyet yayınlıyor, sene 1971 Temmuz. Ve ben bu çeviriyi okudum. Ah ne güzel, ne güzel. Bol keyifli okumalar efendim..
238 syf.
·1 günde·8/10
Jack London’ın içki tutkusu üzerine yazılmış belgesel romanıdır.1919 yılında Amerika’da içki yasağının uygulanmasına yol açan etkenlerden biri olmuştur. Din adamları bu romanı içenleri kınamak için dayanak yapmışlardır.

Romanın filmi yapılmaya karar verildiğinde ise içki üreticileri büyük paralar çevirerek filmin yapımını engelleyemeye kalkışmışlar fakat halk kitabı o kadar benimsemiştir ki okuldan bu yana eline kitap dahi almayan yüzbinlerce insan ortalığı ayağa kaldırmışlardı. (Sanırım film çekilemedi bu konuda bilgisi olan var ise yorumlarını rica ederim.)

Jack London kitapta içki yerine Jonh Barleycorn (barley ingilizce arpa kelimesinden türetilmiş.) ismini kullanarak içkiyi kişiselleştiriyor. Jonh Barleycorn’u kendisi için kimi zaman bir dost kimi zaman düşman gibi anlatsa da hiçbir zaman ayrılamadığını ondan kopamadığını dile getirirken okuyucuları alkolizme karşı kendi hayatından örnekler vererek uyarıyor.

Kitabın başında ve sonunda kadınlara oy hakkı verilmesi için oy kullandığını bunda ki amacını ise kadınların alkolizmi durdurmada büyük rol oynayacağını savunuyor ve şu cümlelerle açıklıyor: “Gelecek kuşakların karıları ve anaları olarak kadınların Jonh Barleycorn’un ortada kaldırılması için çalışacaklarını biliyorum. Kadınlar ırkın gerçek koruyucularıdır. Erkekler savurgan ve kumarbazdır. Sonunda kadınlar kurtarır onları. İnsanın kimya da ilk denemesi alkol yapmak olmuştu o gün bügündür de bunu yapıp içmeye devam etmektedirler. Kadınların, erkeklerin bu alışkanlıklarına içerlemedikleri tek bir gün bile olmamıştır. Ne var ki bu içerlemelerine bir ağırlık ekleyecek güçleri yoktu. İşte şimdi oy hakkını elde edince ilk yapacakları iş meyhaneleri kapatmak olacaktır. Yoksa gelecek bin kuşağın erkekleri buna kalkışamazlar.”

Eğer Jack London’ı tanımak istiyorum diyorsanız bu kitap doğru adres. Çok küçük yaşlarda işçilik yaparak başladığı hayatı, ünlü bir yazar olmak için günde 19 saat çalıştığını, nasıl ünlü bir yazar olduğunu ve zengin bir yazar olduktan sonra hayatı nasıl sorguladığını, İçki tutkusunu herşeyi sade bir dille anlatırken hiçbir ego arkasına sığınmadan samimiyetle yazdığı bir romandır.
238 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
***Spoiler içerir***
Charmian;
"Oyunu, kadınların da oy kullanma hakkından yana mı kullandın?" Diye sordu. 
"Evet.."
Charmian şaşırmıştı, şaşkınlığının nedeni ateşli bir demokrasi yanlısı olmasına rağmen gençlik yıllarında kadınlara oy vermeye karşı olmasıdır. ...

Hikaye bu konu etrafında şekillenir. Jack london anlatmaya başlar sebebini. Daha on beş yaşındayken kendini topluma kanıtlamak için içmeye başlar. Alkole bir isim takar: John Barleycorn. İçmeye başlamasından sonra John Barleycorn'la yaşamaya başlar ve onun hayatını nasıl etkilediğine vurgu yapar sürekli. Hayatını mahvettiğini yaşamaya değer hiçbir şey kalmadığını düşününceye kadar peşini bırakmaz. Çok fazla yeri gezen, çok fazla işte çalışan ve çalışma koşullarının insanlar üzerindeki etkisine vurgu yapan yazar, aslında inişli çıkışlı olarak alkole bağımlılığını anlatır bazende çıktığı uzun yolculuklarda hiç umrunda olmaz. Amacını kitabın son bölümlerinde açıkça ifade eder alkolün yasaklanmasını istemektedir, çünkü; alkol insanda insanlığa dair her şeyini alana kadar onunla birlikte yaşar. Bu durumun düzelmesini kadınlara bağlar eğer başa kadınlar gelirse yasaklayabileceklerini ama eğer erkekler olursa bunun asla gerçekleşmeyecegini söyler. Hayatını sadece sansa bağlar onun yerinde başka bir sarhoşun onun imkanlarını asla elde edemeyeceğini söyler. Hergün bin kelime yazmaya çalışır yazar olmadan önceki hayatı sefalet içinde geçer çünkü alkol pahalı ve çalışma koşulları ağır olduğu için çalışamaz sürekli işini değiştirir. Sonunda güçte olsa içindeki John Barleycorn'u öldürür ve kimsenin(sokataki ayaslarin değil yeni doğan neslin) onunla tanışmaması için bunun yollarını kapatmanın çözümünü arar...
144 syf.
·8 günde·9/10
Oda Yayınları'ndaki basımıyla kapağında Van Gogh'un The Drinkers tablosu bizi karşılıyor, Jack London'ın bu otobiyografik denilebilecek eserinde. The Drinkers, bana Puscifer'in şu şarkısını/klibini anımsatıyor çizimiyle, konu ile de alakalı olarak paylaşayım: https://www.youtube.com/watch?v=FAuEb9L_Kvg

John Barleycorn ismi ise eski bir İngiliz halk şarkısından esinlenilmiş, viski ve bira yapımında kullanılan arpa (barley) ve mısır (corn) isimlerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş. John Barleycorn, bir nevi Yunan mitolojisindeki şarap ve eğlence tanrısı Dionysus'a denk gelir denilmiş.

1913 yılında yayımlanan bu eser, Jack London'ın 1916'daki intiharının izlerini taşıyor. John Barleycorn bir teslimiyeti temsil ediyor. Hikaye, yazarın daha önce yayımlanmış Martin Eden romanı ile paralellik gösteriyor. Yazarın diğer eserlerine göre biraz daha kıyıda köşede kalmış, fazla kıymeti bilinmemiş bir hikaye. Oysa ki 105 yıl öncesinden bir alkoliğin yaşadıkları, alkol bağımlılığının süreci anlatılmış ve sadece empati kurmak için bile okunabilecek gerçek bir hikaye.

-Sürpriz bozan barındırabilir.-

Alkol, hayatın boşluğunu uyuşturma ihtiyacını anlık olarak tatmin eden bir bileşik. Ama Jack London'ın tezine göre bunu bir karşılık olmadan gerçekleştirmez. Alkol, hayatın boşluğunu ölümle sonlandırma isteğini alevlendirir. Alkol, bu eserde, John Barleycorn olarak kişileştirilmiş.
Yazar, alkolü ve alkolizmi, erkeklere has olarak değerlendiriyor. Kadını bundan uzak tutuyor. "Ne kadar içersen, o kadar erkeksin" algısı ile alkolizme ilerleyen bir yol çiziyor. Bu noktada, kadın bir insan olarak alkolizm konseptinin dışında tutuluyor. Zamanına göre yargılanmaması gerekir, tabii.
Kitap boyunca, alkol bir şekilde bahanelerle daha çok içselleştiriliyor, meşrulaştırılıyor. Karakter, alkolik olduğunu sürekli reddediyor. Alkol bağımlılığına, gerçek ve farklı bir bakış açısı sağlıyor. Alkolün depresyona, yaşama isteğini körelttiğine ve daha çok alkole ittiğine tanık oluyoruz. Güçlü satırlar, güçlü bir kalemden çıkıp bizi de bunu düşünmeye itiyor. Bu boşlukla nasıl baş edebiliriz?

London, kitabın sonunda, karaktere bir orta yol, belki de bir kurtuluş yazıyor. Ama London, aşırı doz morfin alarak hayata gözlerini yummuş. İntihar mı yoksa yanlışlıkla mı olduğu hakkında kesin bir yargı yok. Belki de, London bir gün, John Barleycorn'dan kurtulabileceğini düşünüyordu.

-Sürpriz bozan barındırabilir.-

Yaklaşık beş ay önce okumuş olduğum bu London eseri ara ara aklıma geliyor. Bazı pasajlarda, yaşam ve anlamı üzerine yapılan çıkarımlar, hesaplaşmalar alkolizmden bağımsız olarak değerlendirilmeli. Herkes bir şekilde bu boşluğu doldurmaya çalışıyor, öyle değil mi?

Ekleme: Bu kitabı okumamdaki en büyük etkenden bahsetmemişim. Bir Hakan Günday eseri olan Daha'dan esinlenilmiş aynı isimli 2017 yapımı filmde geçen bir sahnede dikkatimi çekti bu kitap. Özetle, filmi de, kitabı da öneririm.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
John Barleycorn
Alt başlık:
Bir Alkoliğin Anıları
Baskı tarihi:
Eylül 2004
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754068849
Kitabın türü:
Çeviri:
E. Murat Cengiz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
"Viski" klasiklerinden biri olan John Barleycorn, otobiyografik yanıyla da Jack London okurlarının ilgisin istiyor.
Alkol karşıtı tutumuyla, yazıldığı yıllarda epey sansasyon yaratan yapıt, 1919'lu yılların Amerikası'nda uygulanmaya çalışılan içki yasağına da damgasını vurmuş; okul yıllarından beri eline kitap almamış yüz binlerce okur, yapıta hayli ilgi göstermiş; içki tekelleri, el altından harcadıkları büyük paralarla, yapıtın sinemaya uyarlanmasına bile engel olmaya çalışmıştır. Yapıt konusunda, yazarının, "gerçeği tam olarak yazacak cesareti olmadığını", bu durumun da Jack London'a karşı nesnel bir tavır almayı zorlaştırdığını belirtelim.

Kitabı okuyanlar 366 okur

  • Güneş
  • Orhan
  • Elif pekince
  • Mert Korkmaz
  • sevde
  • Ömer Yıldız
  • Betül
  • Bella
  • Özgür Yılmaz
  • Oktay yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%18.2
25-34 Yaş
%27.3
35-44 Yaş
%36.4
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%6.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%33.9
Erkek
%66.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.3 (8)
9
%5.6 (7)
8
%4.8 (6)
7
%6.3 (8)
6
%1.6 (2)
5
%1.6 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0