Yalnızlığa yenik düşmüş dost, dünyanın neresinde olursan ol, ansızın gelip sana kalbini açan tanımadığın kişi karşısında toparlan, acı gibi, neşe gibi yüce ol! Önüne konan hazine karşısında, gizleme içindeki hazineyi! Umutlarını yerle bir eden fırtınalar ne denli büyük olursa olsun, soylu, başkalarına güvenen bir insan olarak kal, hep inan içindeki sıcaklığa ve onu senden isteyeni geri çevirme. Bu sıcaklığı içinde hissettiğin an, onun yalnız sende bulunmadığına emin olabilirsin çünkü insanca yaşamak kimsenin tekelinde değildir ve sana denk bir dosta haksızlık etmektense, bir saat içinde yüz kere aldanmak yeğdir!
"Oysa ne içkim vardır ne de kumarım," diye düşündü. "Bütün kusurum okumak, bir de, zaman zaman alıp başımı gitmek."
Alıp başını gitmek, sağda solda sürtmek... İyi ama, kimi zaman, en yoğun yaşama biçimi bu değil miydi? Ayrıca, insan ara sıra, iş günü de evde oturup "derdiyle baş başa kalamaz mıydı" yani? Bunu da yapamadıktan sonra, ne anlamı vardı yaşamanın?
Evet, açıkça görüyordu artık: Dünya, zavallı anasına varana dek bütün kent halkının inatla kendisine göstermeye çalıştığı gibi aşağılık bir maddecilikten ibaret değildi. Hayır. Bunun yanında, kendi dünyası; kitaplarının, düşlerinin oluşturduğu, gönlünün dünyası da vardı. Dar sınırlıydı bu dünya, bulunması hemen hemen olanaksızdı, ama bilgisizliğin kör güçleri karşısında yenilmez bir etkisi ve gücü vardı!