“Bu kadar mı yalnızız hepimiz? Parayla arkadaş edinecek ve para karşılığı arkadaşlık edecek kadar?”
Herkese merhaba,uzun zamandır heyecanla tanışmayı beklediğim yazarın en güzel eseri olan Suzan Defter’i nihayet bitirdim. Kaç zamandır okuma listemde olupta bir türlü fırsat bulamadığım,okuyunca da nasıl bunca zaman öteledim dediğim Suzan Defter’i çok severek ve büyük bir keyifle okudum. Keyif derken,içerisinde geçen konular keyiften ziyade beni düşünmeye ve sorgulamaya itelese de;elimden bırakmayı hiç mi hiç istemedim.
Suzan Defter,okuması da anlatım tarzı da çok farklı olan bir eser. Öyle bir eser ki tamamını okumak için baştan sona iki kez okumanız gerekiyor. Çok ilginç değil mi?
Kısaca kitaba değinecek olursak:
Kitap birbirinden habersiz aynı zamanlarda günlük tutan iki kişinin hayatlarına ve daha sonra bir ilan üzerine birbirleriyle tanışmalarını konu alıyor.
Kitabın sol kısmı, E.adında eşinden yeni ayrılmış,işini kendi isteğiyle devretmiş bir avukata ait. Yetiştiği ailesi ve ortamını,o ortamda eksik olan sevgisizliği ve babasının annesinde karşılık bulamadığı aşkı sayfalarca aktarmış bize. Kendi ailesindeki sahteliği ve zaten çoktan bitmiş olan aile ilişkilerine de değinerek bir gün bir ilan vermesiyle,eşinden yeni ayrılmış bir kadınla karşılaşır yolları.
Kitabın sağ tarafı yani tek rakamlı sayfalara ait günlüklerin sahibi Derya isimli karakterdir. Abisi ve onla olan ilişkisi,yanlış tercihlerini,kapatılmamış hâlâ içinde pişmanlığını taşıdığı konulara değinir.
İki farklı kişi,aynı konular etrafında günlüklerini oluşturur. Öyle ki,birbirleriyle konuştukları konuları günlüklerinde farklı açıdan ele alınmış olarak çıkar karşımıza. Bu da her kişinin farklı karakter ve ruhsal yapıda olduğunu açık bir şekilde gösterir.
Ana tema genel olarak yalnızlık,yanlış yapılan
“Şu dünyada akıl almaz şeyler oluyor.”
Herkese merhaba, uzun zamandır okuma listemde bulunan ve merakla okuyacağım zamanı beklediğim kitabı bugün,kendimi zorlayarak bitirdim. Hiçbir kitap yoktu ki bu kadar sıkıldığım; okumaktan hiç mi hiç keyif almadığım. Seveni olduğu kadar sevmeyeni de çoktu ama ben tüm yorumlardan kendimi soyutlayarak okumaya başlamıştım fakat gerçekten koca bir hüsrana uğradım desem yeridir. Kitapta belirgin bir olay örgüsünün olmadığını mı eleştireyim yoksa koca bir soyun 3 isimle kurulup yok olmaya mahkum edildiğine mi değineyim bilemiyorum. Çok olumsuz yaklaşmak da istemiyorum yazara,zira çok övülen bir kitabı,Kırmızı Pazartesi’yi okumadım ama bu kitaptan sonra okur muyum,o da ayrı bir soru.
Beni en çok şaşırtanlardan birisi de,kitabın nobel ödüllü olması. Bu konuda beni tek tatmin eden şey, nobel ödüllü bir kitabı daha bitirmiş olmam.
kitabı tavsiye etmekten ziyade okumaya başlayıpta sonunu getiren herkesi canı gönülden tebrik etmeyi tercih ediyorum :)