Şefkatli karısının dikkatli bakımına, bir an üzerinden ayrilmayan gözlerine rağmen sürekli rahatlık, hareketsizlik, gamsizlık yavaş yavaş hayat makinesini körletmişti. İlya İlyiç zahmet çekmeden, can çekişmeden, kurulmamış olduğu için duran bir saat gibi bitivermişti. Kimse son anlarını görmedi, son iniltilerini işitmedi.
Olga mendilini yüzüne kapayarak hıçkırıklarını tutmaya çalışıyordu. Birden başını kaldırdı.
— Niçin her şey böyle berbat oldu? Sana kim beddua etti İlya? Ne günah işledin? İyi yüreklisin, zekisin, duygulusun, soylusun. Ama gene de eriyip gidiyorsun. Seni için için yiyen nedir? Bu hastalığın bir adı yok mu?
Oblomov zor işitilir bir sesle:
- Var, dedi.
Olga yaş dolu gözleriyle sorar gibi baktı. Oblomov:
- Oblomovluk, diye mırıldandı. Sonra Olga'nın elini tuttu. Öpmek istedi, öpemedi. Yalnız dudaklarının üzerine kuvvetle bastı ve sıcak gözyaşları Olga'nın parmaklarına döküldü. Başını kaldlrmadan, yüzünü göstermeden arkasını döndü ve odadan çıktı.